Sinema’ya yedinci sanat denmesinin sebeplerinden birisi de görsellik doyuruculuğudur. Kimi sahnelerde bilirsiniz ki bir an için filmi ikinci plana alıp arka sahneye odaklanmışızdır. Yönetmen, daha doğrusu görsel sanat haz’ını mühim bulan yönetmen, bir an için sanki filmine ara verir ve enteresan kareleri izleyicilere sunmaya çalışır. İşte bu sinemadaki sessizliğin tavan yaptığı dakikalardır. Bu öyle bir sessizliktir ki, pek de bir anlamı yoktur. Bildiğiniz sessizlikten farksızdır. O yüzden sinemadaki sessizlik üzerine yazmak pek akıl kârı değildir.
Bu anlamda sonuç olarak sinemadaki sessizliğin tek önemi; yalnızca yanınızda mısır patlağı (kabuklu fıstık?) yemeyen ve dolayısıyla onların sesini duymadığınız sessizliktir. Bu öyle bir sessizliktir ki bunun üzerine sessiz kalmak komik olacaktır.
Sonraki Kategori: Psikoloji
Sonraki Konu: Şizoid Kişilik Bozukluğu/Belirtileri
On Beşinci yüzyılın üçüncü çeyreğine tekabül eden Kasım ayları, genellikle Orta Avrupa’da -özellikle de günümüz modern dünyasında, acı deneyimlerle geçen savaşlar, politik entrika ve çekişmelerin ardından nihayet Fransa diye isimlendirmekten bir an bile tereddüt etmeyeceğimiz bölgenin çevresinde- yaşayan halk için çok çetin geçerdi diye başlayan bir yazı yazmak öyle çok isterdim ki, tahmin bile edemezsiniz.
Ne var ki, hayat acı gerçeklerin üzerine kurulu. Bırakın 15. yy Orta Avrupa’sını, dün yaşadığım gündelik sıradan olayların, maruz kaldığım durumların bile neden-sonuç ilişkisini adamakıllı kurup analiz edebilir miyim ondan bile emin değilim.
Ne gariptir ki bu durum yine de bu acizliğimin ardına sığınıp herhangi bir şey üstüne hiç bir şey söyleyemeyeceğim anlamına gelmiyor. (Bakınız >>)
Çünkü ister 15. yy da isterse yakın çağda yaşamış (isteyerek olacak şey değil tabii ki) olsun, her insan için memnuniyet(sizlik) her zaman vardı. Var olmaya da devam edecek. Etmeli. Eder. Edim.
Erdim. Erdin. Erdinç ve nihayet “erinç”.
Sonraki Kategori: Sinema
Sonraki Konu: Sessizlik
Cümlelerin gücüne inanan ve hakimiyetini kayıtsız şartsız kabul edenler olarak biz, biraz oyunsal, biraz trajik, daha da yanlışı, biraz her şeyden, daha doğrusu ise pek çok şeyden bahsetme yolunu biraz değişik bir biçimde yapabileceğimizi düşündük. Hiçbir dürtme olmadan yazabilmeyi denedik, fakat bunun için uygun insanlar değildik. Kısıtlanmanın, yaratıcılığı daha da arttırabileceğini fark ederek buna manifesto‘daki kurallarda görüldüğü gibi bazı örneklerle başlayalım dedik.
Bu şartlar, hakkında fikir sahibi olmadığımız konularda yazabilmemizi ve içimizdeki -olumlu ya da olumsuz- cevheri tetiklememizi sağladı. Hiçbir zaman hakkında yaz(a)mayacağımız, yazmayı düşün(e)meyeceğimiz ve hatta nefret ettiğimiz konularla ilgili fikilerimizin ortaya çıktığını görerek bunun ilginç olabileceğine karar kıldık.
Sonuç olarak; Kişilerin kendi istedikleri yerine başkalarının istedikleri yazıları yazmalarını sağlayan; fedakâr, sadist ve garip bir mekanizma oluştu.


Categories
Tag Cloud
Blog RSS
Comments RSS
Last 50 Posts
Back
Back
Void « Default
Life
Earth
Wind
Water
Fire
Light 