“Yeni başlayanlar için küçük bir hatırlatma olacak fakat aslında neyi hatırlatmak istediğimizi kurumumuzda tam bilmiyor. Yeni başlamanın ne demek olduğuna karar verdiğimiz gün bunun nasıl sonuçlar doğuracağını hep birlikte göreceğiz. Ama yinede bu belgeyi okuyorsanız ne olursa olsun yeni başlamışsınızdır, bu başlangıca karar verdiğiniz anda bir çok başlangıçtan vazgeçmiş olduğunuzu unutmamış olmanızı dileriz.”
Bu cümleleri beyaz gömleğinin üzerine 20 dakika düşündükten sonra ancak şimdi çok kötü olduğunu fark ettiği bir seçim olan kırmızı kravatıyla okuyordu. Kahverengi bir ışık odasının penceresinden siyah boyanmış ahşap masasını aydınlatıyordu. Saat sabah 10 sularında bu iş yerindeki ilk günüydü. Kız arkadaşının bir arkadaşının babası bir akşam yemeğinde onu keşfetmesiyle başlayan hikaye buralara kadar gelmişti. Birazdan sağ bacağını kaplayan kısmına kahve dökülecek olan pantolonu bu gün için satın alınmıştı. Kahveyi mesai arkadaşlarından sonralarında samimiyetini arattıracağı hemen yan odadaki güzel hatun dökecekti.
İş yerindeki ilk günü olduğundan ne yapacağına tamam karar veremiyordu bu yüzden biraz rahatlamaya ihtiyacı olduğunu düşünüp müzik dinlemeye karar verdi. Müzik çalmaya başladığında mavi dosyalara kendi düzenini kabul ettirmek isteyen bir tavırla rafta yer değiştiriyordu. Onlara tam patronun kim olduğunu göstermeye başlamıştı ki, kapısı iki kere çalındıktan sonra elinde iki adet kahve olan sarışın bir hatun direği ile açtığı kapıdan hoş geldin diyerek girdi. Adam bu anda kapının dibindeki rafta tam olarak işine konsantre olmakla yeni işiyle gurur duymak arasında kapının çalınması ve içeriye birinin girmesini algılama sürecinde zihnini yitirmiş gibi yerinde kalakaldı. Sonra arkasına ani bir dönüş yaptı ve çarpışma gerçekleşti. Sağ bacağı aslında baya yanmıştı ama kendisi ilk günden sorun çıkartarak bağıran bir kişi olmayı istemediğinden olsa gerek pek ses çıkarmadı hatta sarışını “hayır, iyiyim” , “aslında o kadar da sıcak değilmiş” gibi sözlerle telkin etti. Sarışının bakışlarında biraz önce dünyanın eksik birkaç yerini yeniden yaratmışta yorgunluk kahvelerini alıp gelmiş tavrı vardı. Her şeyi anlayan o insanlardan biri gibi görünüyor, hatta bazen ukalalığı ile çekilmez biri olabilecek bakışları da bir bakışta anlaşılıyordu.
Saat neredeyse beş buçuk olmak üzereydi fakat adam bir türlü olan bitene anlam veremiyordu. Başlangıç yazısı başta olmak üzere hiçbir şey mantıklı değildi. Mesainin ne zaman bittiğini bilmiyordu bu yüzden daha ne kadar boş, boş odada kalacağını sormak için kimi arayacağına karar vermeye çalıştı. Birden aklına bu şirkette tek tanıdığı kişi olan sarışın geldi. Dahili numarasından kadına ulaştığında eğer sıkıldıysa neden hala ofiste olduğu sorusunu aldı. Eve gidecekti, bu yüzden şirketten çıkıp arabasına doğru ilerledi, şu tuşa basınca önce dört işaret lambasının yanıp ardından tüm kilitleri açan o arabalardan birini sahipti. Tuşa bastı ve işaret ışıkları yandı ve kapı açıldı, tam arabaya girecekken 18. Kattaki odasına baktı, dışarıdan nasıl göründüğünü merak etti fakat bir türlü odasını seçemiyordu. Binanın dış cephesi tamamen demir bloklarla bir ızgara gibi kaplanmıştı fakat kendi odasına hiçbir kararma olmadan o kahverengi ışık net bir şekilde geliyordu. Anlam veremeden arabanın açık olan kapısından içeriye yöneldi ama bir türlü rahat edemiyordu sabahta beri bir sürü anlamsız şey olmuştu ama bu en anlamsızlarında başı çekerdi herhalde. Yalnızca sıradan bir bilgisayar programcısı olduğunu ve bunların çok fazla olduğunu düşündü. İçeride bir şey unuttuğu bahanesiyle odasına dönecekti. Evet bir bahaneye ihtiyacı vardı çünkü binanın tamamı yalnızca çalışanlar için ayrılmış ve girişlerde kartlı geçiş sistemi ve olağan dışı bir durumda ise direkt mülakat memurları vardı. Odasına dönmek için binaya girdiğinde sabah geldiği gülümsemelerle karşılaştı. Asansöre bindiğinde aynen sabah olduğu gibi yalnızdı, odasına yöneldiğinde bacağında dökülen kahvenin izinin bile olmadığını fark etti odasına girdiğinde ise hemen kapının yanında duran raflardaki mavi klasörlerin düzenlemesi saatler aldığı yerlerinde değil de odaya ilk girdiği yerlerinde olduğunu fark edince korkmaya başladı. Her şey sabah geldiği gibiydi hatta kendisi bile camdan dışarıya baktığında yaşadığı şehri görüyordu ve gayet normal görünüyordu, ayrıca demir blokların olmadığına yemin bile edebilirdi. Tüm bunlara anlam vermeye çalışırken kapısı çalındı dirsekle kapı açıldı, hoş geldin sesiyle kapı açıldı sonrası tamamen aynı oldu fakat bu kez kızın ayağı yerdeki döşemeye takıldı ve kahve yine aynı yere döküldü. Adam anlamsızca etrafına bakıyordu ki açık kapının önünde elinde telsiz olan bir adam tekrar giriş yapılmış gibi bir şeyler rapor etti. Bunun üzerine kattaki tüm güvenlik memurları aynı endişeli tavırla odaya girip adamın derhal binayı terk etmesi gerektiğini söylediler. En başta zorluk çıkartacak gibi oldu fakat sonra dışarı çıkmayı onlardan daha çok istediğini fark edip söylenenlere uyup dışarı çıktı. Arabasına binip hızlıca binanın otoparkını terk etti, evine giderken bunları düşünüyordu saat akşam 7 olmuştu ama hiç trafik yoktu hiçbir şey anlamlı değildi bu gün fakat tüm anlamsızlıkların en güzeli de buydu.
Deneyin;
Göreceksiniz ki sistem aslında sizin kafanıza sıkışmış. Hayatınızda var olan kişiler aslında sizin aklınıza sığdırabildiklerinizdir. Herhangi kişi sizin aklınızdaysa aynı zamanda hayatınızdadır. Yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı çok fazla aklınızda tutarsanız onu düşünürseniz bu düşünme döneminde yada hemen sonrasında bir yerlerde onunla karşılaşacağınız kesindir. Çünkü, onun sizin hayatınızda var olması onunla kurduğunuz küçük bir empatik bağ ile ancak gerçekleşir. Beyin denilen (insan bakışı ile) aşırı gelişmiş organ, içinde kurduğu sistemlerinden yalnızca biri olan empatiyi size fark etmeden sürekli çalışır halde tutar. Beyin, ürettiği elektrik enerjisini herhangi wireless sisteminin kullandığı gibi alıcı verici sistemi ile kullanır. Herhangi istek yada kişi akıldayken beyin size fark etmeden onunla ilgili sinyaller yollamaya başlar. Bu verici frekanslarla çalışır ve karşı taraftaki frekansla eşleştiği durumlarda karşı beyindeki nöron denen ayna hücre saniyelik şekil değiştirerek verici frekansı tekrarlar. Bu tekrar sıkça devam ettikçe sistem çalışmaya başlar. Herhangi bir gün aynı yola yürüyor olduğunuzu fark edince “tesadüf”e inanıp hayatınıza devam edersiniz. Normal şartlarda insanın bunu fark etmesi mümkün değildir. Çünkü karşıdan gelen sinyalleri tekrarladığında onun hissettiklerini saniyelikte olsa bizde hissederiz. Herkeste eşit ölçüde olmayan sistem eksiksiz her insanda vardır. Bazı normal olmayan durumlarda beyin bu aldığı frekansı fark etmenizi sağlar. Fakat bu fark ediş duyguların kopyalamasından ibaret olduğundan beynin bunu yorumlaması değişir. Kişiden kişiye değişen bu yorumlama duygu karışması olarak anlatılır. Örneğin: mavi mutluluk yada ekşi kırmızı hissetmek gibi. Bunu sürekli halde yapılması hali bir beyin rahatsızlığıdır fakat herhangi bir tedavi yöntemi henüz gelişmiş değildir. Bu hastalığın genel ismine “sinestezi” adı verilir.
Birilerinin yasaları sizden daha iyi bilmesi yada durduk yere sizden daha iyi hafızaya sahip olması…
Durup sakince düşündüğümüz zaman bize “dur!” ihtarında bulunan biriyle bir çok açıdan aynı fikirde çıkacağımız bir çok an mümkündür. Fakat birinin dur dediğinde biz o rahat olmayan hallerden birinde olabiliriz. Hatta büyük ihtimalle kesinlikle rahat bir durumda değilizdir. Fakat hernasıl tembel olmak bir insan ihtiyacı ve hakkı olmuşsa bazen boşbulup suç işlemek yada sonucunda üzüleceği bir eylemde bulunma da hakkı olmalıdır. Şimdi kalkıp “dur!” şeklindeki gibi ihtarda bulunan 100 kişiyle konuşsak nereden baksanız bunların 70 tanesi “O an onun göremeyeceği bişeyin farkında olması için bu ihtarı yaptım herkes yapmalı” gibi birton zırvalıkta bulunup birde üzerine dünyayı kurtarmış gibi böbürlenecektir. Uymayın dostlarım inanmayın, aldanmayın. Bırakın insanlar istedikleri gibi hata edip sonrada bundan yakınıp dursunlar, hem sizene magazin muhabiri gibi her işe burnunuzu sokuyorsunuz.
Isısı tamda dili yakmayacak seviyedeydi kahvenin. Işık rahatlatıyordu gözlerimi. Duvarları bu ton bir yeşile boyamak kimin fikriydi acaba diye geçirdim aklımdan. Çok güzel duruyordu. Önümde 2 veya en fazla 3 kişinin oturması için tasarlandığını düşündüğüm kahverengi bir koltuk vardı. Tamamen boş, herzamankinden sessizdi. Kırmızı ceketli biri otursa renk uyumunda son noktaya ulaşacaktım. Mekan tam istediğim gibi bir yer olacaktı. Fakat seste istemiyordum, konuşup paylaşmak değil yalnızca kendi gözümü tatmin etmekti amacım. Bu yüzden kırmızı ceket giymiş kimsenin gelmesini istemiyordum. Çünkü insan herhangi bir yerde kırmızı ceket giymiş biriyle oturuyorsa ona bir kaç kelime sorumludur. ceketin rengi değişsede görevler aynıdır. Hatta mekanda bulunduğunuz gün genel bir dinlenme günüyse ve yaşınızda henüz 30′u bulmadıysa eğlenmeniz gerekir. Eğlenmek için bir yere gitmekten daha büyük bir sorumluluk sıkıntısı olamaz zaten.
Düşünce olarak rahatlamak için düşünmüş, düşümle bir mekan yaratıp görüntüdeki bir rengin eksikliği düşümü bozmuş fakat eklenecek kırmızı görüntüye olan sorumluluk saplantım ile yine düşünerek kendi canımı sıkmıştım. Peki görüntü tam olarak ne demekti ? Görüntü gerçeğin habercisidir. Yani gerçek olanın belgesi olabilir ama olmayada bilir. görüntü o an orda var olduğuna inanılan bir imajdır. Yalnızca hissedilebilir. Görüntü içinde geometri gibi bir çok pozitif bilimi barındıran ve “insanın farketmeden yarattığı kültür birikimi” ile doğrudan ilintili bir kavramdır. Bu bahsedilen birikim deneyim sonrasında beğeniyi yaratan kendi içinde sürekli bir çelişki içinde olan beynin bütün çalışma prensibinden aslında tamamen farklı çalışan “yüce” sayılabilinecek bir sistemdir. Görüntüleri bulmak bir sonrakilerde aramayı gerektirir. Arayışlar beklentiyi yaratır sonrası zaten değer yargılarıdır. Tüm bu beklenti ve arayışlar insanın kendi görüntü evreninde yarattığı kıstaslar yani özetle “estetik” anlayışıyla bağdaşır. Görüntü sanatı bu birikimler ile şekillenen bir olgudur. Bu yüzden sinemada önemli olan unsur “ne” anlatıldığından çok “nasıl” anlatıldığı, kimin “senare” ettiğinden çok kimin “yönettiği” üzerinedir. Fakat görüntüyü alıp sonrasında deneyimleyip en sonda estetik yaratmak bir kaç cümleyle anlatılandan biraz daha karmaşık bir yapıdır. Bir çok yöntem keşfedilmiş, insanlarn ilgileri aranmıştır uzun bir süre. Sonrasında bir görüntü imparatorluğu kurulmuş ve ne zaman neye ilgi duyacağımız keşfedilmiştir. Çağdaş sinema filmlerinde gördüğümüz ve hemen beğendiğimiz yakışıklı adamlarla güzel kadınların oynadığı filmler bir çok görüntü imajımızı sömürerek adına beğeni dediğimiz bir teslim olma verir. Sinemada yada herhangi bir görüntü ve gösteri sanatında bu yüzden seçici olmak birinci unsurdur artık. Ve aslında ne aradığımızı sorgulamaktansa, düşünmeden görmeye çalışmalıyız. Çünkü görsel hafızaya ve görsel evrenimize ancak cümleler gibi düzenli kavramları beynimizden silerek ulaşabiliriz.
Sizleri aptal aptal seyretmeye davet ediyorum….

Yakarışlar, haykırışlar. Zaman zaman önce var olduğuna inanılan bir hayal şehrinde yaşayanlar sürekli olarak çok ilgli çekici hayatlar yaşadılar. Çok zengin olanları vardı “şakacıktan” fakirleride vardı. Sanatı onlar yapıyor en iyi onlar biliyor eleştiriyide en iyi onlar yapıyodu. Adamın biri rüyasında burayı her gece görmeye başladıktan sonra anlatmaya başladı. O kadar heyecanlı o kadar inanarak anlatıyordu ki karşısına geçip dinleyenler bile onun anlattığı hayal şehrinde bulunmuş olduğuna bir süre sonra inanmaya başlıyorlardı. Sonra düşündü düşündüklerini kağıda döktü. Hatırlar gibi yazıyordu. Teknolojiyi kullanmaya karar verip “film” denilen ve 7.sanat olarak kabul edilen “muhteşem”liği kullanmaya başladı. İlerleyen zaman içinde anlatılan bu masallara insanların inandığını gören paraya aç çevreler bunu da ticaretin çirkin oyunlarından biri haline getirecekti. Fakat henüz gelmeye başladığı yıllarda bunu fark edip bundan tiksinip insanlar yaşamaya başlamıştı. İşte o insanlardan birinin adı François Truffaut. O yalnızca bir karşı çıkan değil bunu en iyi dille eleştrip üzerinede nasıl yapılması gerektiğinin sunan birisi. Sanatın, yalnızca onu öğrenip ve onun adına entellektüel laflar edilen uzun yıllar uğraşılıp üzerine düşünüp doldurulan birşey değilde , içinde yaşanan sürekli olarak oksijeni solunan her an onunla olunması gerektiğini dünyaya kanıtladı. O bir hayalini değil yada olması mümkün olmayan bir olayı değil direk olarak kendi hayatını filmlerine konu yaptı. Kendisine hatırladığı olaylardan imgeler yarattı sonra bu imgelere isim verip filminde yer verdi. İlk somut örnek olak 400 Darbe filmide bu görüşlerin tümünü kapsar ve kanıtlar. Truffaut ve arkadaşlarının başlattığı bu akıma “Yeni Dalga” dendi. Sonrasında gelişen siyasi ve ekonomik olaylar çerçevesinde tarihe gömülüp gitti fakat bu gün hala sinemada büyük etkileri vardır ve okullarda ders konusudur. Sonuç olarak sanatı hayatı olmuş bir insanın olaya bakış açısı akımlar ve unutulmazlarda yer almıştır. Belkide artık eksik, izleyen ve yapanların sinemadan beklentilerinin değişmiş olmasıdır.

Zaman herkesin merak ettiği ve herkesin içinde bulunduğu fantastik bir mekanizmadır. İşleyiş bakımından her yönden bir makine parçasını andıran bu yapının sembolik anlatımı insanlar tarafından saat olarak tanımlanmıştır. Peki bu sembolleri kullanarak bu makinenin işleyişini takipte bulunan insanlarda biraz makineleşmemiş midir yılların içinde ? Bu cevabı ararken tamamen bir elektronik mekanizmaya bakarmışçasına bakacak olursak; İnsan bir elektrik ışınına benzer ve kendi yönünde ışık hızında ilerler fakat çalıştığı sistem kullanılması zorunlu birtakım yollar oluşturmuştur bu ışınlara. belirli bir yaşa kadar insan tek düze bir yol izler ve saçılmadan tek bir ışın hüzmesi olarak yoluna devam eder. bu süreç ancak başka devre yollarının yolunu kesmesi yada birleştirmesi ile son bulur. Yeni katılımlar yada ayrımlarla yeni bir süreç başlar bu da birliktelikler süreci olarak adlandırılabilinecek bir süreçtir. Işınlar yeni bağlantılar ile çiftleşir sonunda daha kuvvetli iletkenlik sağlar. Fakat her seferinde bu kadarla kalmaz elektrik ışınları birden fazla bağlantıyı bir arada birleştirir bir röle oluşturur yani birnevi bir kutpun birden çok zıt kutupla birleşmesi halinde poligamik bir ilişki oluştur. Bunun sonucunda aslında çokta etkili olmayan devre elektriği artık önemsenecek boyuta ulaşır sapanın fırlattığı taş misali büyük bir eneri ile çalışır ve tüm sistem içinde çalışır bir yer edinir. İşte bu da en küçük bağlantı yapı taşı olan aileyi önemli kılar.
Sıradaki Konu : Fidel Kastro’nun erkek kardeşi Raul’un bilinmeyen yanları
Münasip Kelimeler : Kuran-ı Kerim, Klavyenin “z” tuşu, İsmail YK
Namünasip Kelimeler : Devrim, Komünizm, Che Guevera

Uygarlıklar yaşamaya başladığı andan günümüze dek bir çok soru ve cevapları arandı durdu ve devam etmekte olan bu devinim biraz şekil değiştirdi aslında. Uzun zaman önce medeniyetler ilk kurulduğu zamanlarda insanlar hiç soru sormadan bazı cevaplar aradığını farkettiler tabi ki soru sormadan aranan cevaplara ihtiyaç ismini çok sonra takacaklardı. İnsanlar birşeyler arıyorlardı bu şeyler çoktu fakat kategorisi aynıydı. Yaşamak için gerekli olan zaruri ihtiyaçlar. Bunları bulamazlarsa öleceklerdi ki bunları bulamayıp ölen uygarlıklarda olmuştur. Bu arayışlar sırasında doğayı keşfeden insanoğlu sonrada onu şekillendirmeyi öğrendi süreç içerisinde. Sonraları ihtiyaçlarından fazlasını üretmeyi düşündüler. Onları var olan başka medeniyetlerin yaşadığı bilinci bu düşünceye itti. Onlarda olmayandan kendilerinde ihtiyaçtan fazla olması kendilerinde olmayanı onlara kazandıracağını farkederek üretip durdular. Bunları takas etmeye başladıklarında da bunun ismine ticaret demiyorlardı. Bu bakışa göre gayet masum görünün bu davranışlar bütünü günümüze yaklaştığında biraz şekil değiştirdi. Hala devam etmekte olan takasın ihtiyaçları karşılaması yanında henüz ihtiyacımız olmayan ama iyi reklamlarla ihtiyacımız olduğunu farkettirilen yada inandırılan ürünler üretilmeye başlandı sonrasında da ilk çağlardan beri elinde olmayana aç olan insanoğlu kışkırtıldı. Sanırım bunun ismine günümüzde “tüketim çılgınlığı” diyor bunu eleştirirken bile bu çılgınlığı tıpkı “Fight Club” filminde olduğu gibi kullanıyoruz. Film çılgınlığı eleştirir fakat yine bu çılgınlığa alet olmuş kişileri sinema salonlarına toplar ve Brad Pitt in çıplak vücudunu satar. Tıpkı bu gelişmeler gibi yüzyıllar önce hiç bir işimize yaramayan “Elektrikli battaniye” de günümüzde çok önemli olmuş hatta mağazalardan çıkıp “www.cumle.org” konusu olmuştur.
Sonraki Konu : Sıradan bir yaz günü hikayesi
“Hiç olur mu öyle şey ikimiz de insanız ve eşitiz” dedi arkadaşım kurstan o akşam çıkarken. Kolumuzda büyük ve siyah resim dosyalarını rüzgardan korumaya çalışırken, diğer bir arkadaşımın “Hizmetçi tutacağım bunları taşıtmak için” espirisi üzerine. Sosyalist rejimler sempatizanı olduğunu en küçük fırsatta bile ortaya koyan bir insandı kendisi ve bunu duyduğumuza hiç birimiz şaşırmadık. Karnımız açtı ve yemek yememiz gerekiyordu. Yakınlardaki Mc Donald’s a gitmemizi öneren bay Lenin’in karnındaki boşluk biraz önce hissettiği siyasi boşluktan daha baskın çıkmıştı anlaşılan. Kararı çok sevmemiştik aslında ama karşı da çıkmadık. Karşıt bir fikir çıkmadığında arkadaş ortamlarında hep ilk söylenen fikir sadece söyleyeni eğlendiriyorsa bile harfiyen uygulanır. “Mc”e girdiğimizde kendi içimizden hangi menüyü yiyeceğimize karar vermiştik. Ama yine de karasızlık da devam ediyordu bi’ yandan. Sipariş vermek için takribi 15 kişi bekledikten sonra sıra tam bize geldiğinde Bay Lenin aç ve heyecanlıydı. Elindeki Gençturkcell kuponunu göstererek siparişini vereceği anda biraz sonra müdürünü çağırtacağı kasa elemanının gözlerine bakıyordu. Kasiyer kasada teknik bir sorun çıktığını ve siparişin verilemeyeceğini açıklamaya çalışırken bay Lenin sinirli ve aç gözlerini berelterek “bu ne biçim işletme” diye haykırışlar içinde müdür çağırttı. Sosyalist sempatizan Lenin “Mc” kuyruğunda fikirlerimizin sadece söylemde kaldığını ve aslında onun beklediği sahteliğine tüm benliği ile inandığı hoşgörü ve sahte güler yüz olduğunu en son müdüre “kasanın kapalı olduğunu söylemeninde bir adabı vardır” cümlelerinden anlayacaktık. Aç kalmıştık ama sonrasında masamıza gelen elmalı tatlılar ile müdürün masamıza gelip bize gülümesemesi tamamen bizi tatmin etmişti.
Sonraki Konu :Toplumsal cinsiyet, kadın erkek eşitliği, eşitsizliği veya her ikisi de.

Categories
Tag Cloud
Blog RSS
Comments RSS
Last 50 Posts
Back
Back
Void « Default
Life
Earth
Wind
Water
Fire
Light 