02 Eyl 2010 @ 3:22 PM 

Bütün türler kendilerini yok ederler. Dinozorların sonu da böyle oldu. Canlı namına ne varsa yediler, sonra birbirlerini yemeye başladılar ve sonunda tek bir dinozor kaldı. O orospu çocuğu da açlıktan öldü.”

C. Bukowski

Son zamanlarda artık ayyuka çıkan çevreci zırvalarından bıktım. Doğayı ve çevreyi orman ve yeşillik, pikniğe gittiğinde gördüğü ağaç-ot ve börtü-böcekten ibaret sanan bir takım güdük görüşlülerin dikkat çektiği konulardan biri Karbon Ayak İzi. Buna göre araba, klima ve benzeri aletlerin kullanımıyla atmosfere yayılan gazlar, küresel ısınmaya neden olan havadaki karbondioksit miktarını artırarak çevreye zarar veriyormuş. Dilimize kazandırılan yeni basmakalıp lafla “internette ve paylaşım sitelerinde hızla yayılan” bu örgütlenme, doğaya verilen bu zararı en aza indirmek için yapılması gerekenleri de madde madde sıralamış. Daha az arabaya binin, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanın bla bla bla.. diye uzuyor.

Diğer yandan, önceleri “internete düşen”, daha sonra acıklı bir belgeseli dahi çekilen olayda, Japonya’nın Taiji sahillerinde etleri ve eğlence hayvanı olmaları için akıllıca tuzağa düşürülüp hunharca katledilen bir takım yunuslar var. “Hayvan hakları savunucularını isyan ettiren”, çocuklarımıza izlettiremeyeceğimiz türden görüntülere sahne olan bu olay oysa tamamen, doğa severlerin de hayranı olduğu doğanın kuralları içinde. Hayvan hakları savunucularının görüşü doğrultusunda bu olayda doğa kurallarına uygun olan yunusları öldüren insanların hareketiyken, doğaya aykırı olan şey ise protesto etmek.

Özünde hayvanların doğasına aykırı, medeniyetimizin meyveleri olan etik kurallar, sosyal sistemler, işkence ve merhamet tamamen bize özgü değerler.

4,5 milyar yıldır varolan, buzul çağından, 160 milyon yıllık dinozorların çağına kadar farklı bi çok devir geçiren gezegenimiz için havadaki karbondioksit miktarının da katledilen yunusların da 1,8 milyon yıllık modern insan kaprislerinin de hiçbir önemi yok. İnsanın çevreye ya da doğaya zarar vermesi imkansız. Yüksek karbondioksit miktarına “zarar”, yunusların avlanmasına “katliam”, pişmiş tavuğa “akşam yemeği”, periyodik küçükbaş hayvan katliamına “kurban bayramı” diyen bizleriz.

“En büyük hazinemiz, aklımızın” bir sonucu olarak varoluşumuzu bu denli abartıp kibirle “Gezegeni Kurtar” sloganları atmak sadece komik.

Posted By: ignoramus
Last Edit: 02 Eyl 2010 @ 03:22 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 26 Mar 2010 @ 10:19 PM 
Metin, o gün çok sıkıntılıydı.
“Güneş’i sarıya boyarlar.” dedi içinden. İzleniyormuşasına edalı hareketlerle kalktı koltuktan ve arkasını dönerek odaya, penceresinden dışarıya baktığında da  ”Öfkemiz hiç bir zaman bizim olmadı.” cümlesi geçti aklından.
Uykusuzluk, kıpırdamadan geçen saatler, açlık hissi, boşalmış bir sigara paketi, dolu bir kültablası..Metin saçmalığının farkındaydı. Aslında Metin, herşeyin farkındaydı. İstese “Taşı sıksam suyunu çıkarırım” bile derdi. Üstelik inanırdı buna. Ama memnuniyetsizlik tırnağından kulağının kıvrımına kadar sarmıştı onu.
Kaygısızca bir uykuya daldı hemen.
Uyanmıştı. Ama o da ne?
Metin değildi artık o.
Dağınık yatağa kaygısızca uykuya yatan Metin değildi artık o.
Yeni Metin’di.
Çok şaşırmıştı Metin, içi içine sığmıyordu. Ordan oraya koşmaya, gerzekçe kahkahalar atmaya başlamıştı.
“Bunu belgelemeliyim” diye düşündü. “Yoksa kim inanır benim o Metin olmadığıma, Yeni Metin olduğuma?”
İşte böylece Yeni Metin Belgesi, yıllarca, önce kulaktan kulağa sonra yazıya sonra da ateşli silahların icadıyla birlikte yüreklere kazınarak en sonunda hard-disklerimize kadar geldi.
Ne Mutlu Metin’e.
Posted By: ignoramus
Last Edit: 26 Mar 2010 @ 10:19 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 15 Mar 2010 @ 7:29 PM 

Beyaz kazanıcak.

Satranç, delileri sağlıklı tutan bir spordur.
 Albert Einstein

Spor, fiziksel bir aktivite; Einstein en ünlü fizikçi, yandaki de sıradan bi satranç problemi. Beyaz oynuyor ve kazanıyor.  Aslında ortada bi problem yok. Beyaz oynadığı sürece beyaz tabi ki kazanacak. Siyahın eli kolu bağlanmış durumda, beyaz oynayıp kazanırken ona biçilen rol durup izlemek. Çünkü tezgah baştan kurulmuş: Beyaz oynayacak ve kazanacak, yapacak pek bir şey yok. At binenin kılıç kuşananın.

Posted By: ignoramus
Last Edit: 15 Mar 2010 @ 07:29 PM

EmailPermalinkComments (1)
Tags
 15 Ara 2009 @ 12:56 AM 

Her doğan yeni günle birlikte MSN’imi açtığımda mail adresimi ve şifremi girip “beni anımsa”, “şifremi anımsa” kutucuklarını (ay ne sevimli kelime) işaretlememe rağmen msn’in utanmadan hergün bana bunları yeniden sormasının altında yatan nedenler ne olabilir? Gerekli-gereksiz, genç-yaşlı, hamile ya da bakire herkesin görüşlerini bekliyorum.

Posted By: ignoramus
Last Edit: 15 Ara 2009 @ 12:56 AM

EmailPermalinkComments (9)
Tags
 02 Ara 2009 @ 12:36 AM 

Bugünlerde her sabah uyandığımda Terminatör Salvation’da Skynet’in yeni icatlarından biri olan Mototerminatör‘ün sıradan bir motosikletten ya da bi mobiletten ateş edebilme aparatları dışında ne farkı var ki, diye düşünüyorum. Bu düşünme seansları boyunca, üzerinde ne bir T600 ne de bir T800 model terminatör barındırmayan, deyim yerindeyse kendi yağında kavrum kavrum kavrulan bu mekanik düzenek için Mototerminatör gibi sevimsiz ve yabancı bir kelime yerine dilimizde neden uygun bir karşılık yok diye hayıflanmaktan da kendimi alamıyorum.  Terminatör 4′ün çıkmasıyla birlikte dilimizde oluşan bu boşluğu farkeden tek kişi elbette  ben değilim. Ancak sanırım buna bi çözüm üreten ilk kişi benim: Kendine Binen Motor.


Konunun pekişmesi açısından yeni sözcüğü cümle içinde de kullanalım:

Önce:

Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar, ışıklı maviliklere süre-ceğiz.”

Nazım Hikmet

Sonra:

“Bırakın, Kendine Binen Motorlar kendini maviliğe sürsün. Biz işimize bakalım. Çocuk musunuz Allah aşkına?”

Skynet’e gelince; bundan sonra üreteceği ürünlerin sonuna terminatör ek’inin getirileceği tüyosunu bize Terminator Salvation’da vermiş bulunmakta. Heliterminatör, Ütütermiantör ve bunun gibi her türlü elektrikli ev aletlerinin terminatörünü züccaciye raflarında görebileceğimiz günlerin çok da uzakta olmamasını temenni ediyorum.

 22 Mar 2009 @ 6:42 PM 

hiçbirşey yazmak istemiyorum.

Posted By: ignoramus
Last Edit: 22 Mar 2009 @ 06:42 PM

EmailPermalinkComments (6)
Tags
Tags: , , ,
Categories: Gelecek
 03 Mar 2009 @ 1:31 PM 

Evden dışarı nadiren çıkıyorum. O da sigaram bittiğinde mecburen bakkala gitmek zorunda olduğumdan. Dün yine aynı amaç doğrultusunda çıktım, sigaramı aldım, apartmana girdim, asansöre binecektim ki, kapıdaki yazıya gözüm çarptı. Asansör bakım için bir iki gün kapanmıştı. Yöneticimizin konuyla ilgili yazısı aynen şöyleydi:

“Asansördeki risk tamamen ortadan kalkmıştır.

Güvenle kullanabilirsiniz.

Hayat herşeydir. Hiçbir şey bir hayat değildir.”

Posted By: ignoramus
Last Edit: 03 Mar 2009 @ 01:31 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 19 Şub 2009 @ 8:32 PM 

“Sınırlı internet psikolojisi” kavramını ilk ortaya atan kişi sanılanın aksine ünlü İtalyan gezgin ve şair Nonego Reperio değil Sir Valde Alogia‘dır. Sir Valde Alogia, Brandenburg eyaletine bağlı Ahrweiler kentinde beş çocuklu Yahudi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 15 Mart 1827′de dünyaya geldi.  Babası bir soğan tüccarı, annesi ise ev hanımıydı. Valde, kardeşlerine ve diğer çocuklara göre çok daha sessiz, içine kapanık ve beceriksiz bir çocuktu. Mahalle maçlarında kaleye hep o geçiyor, kaleciliği pek beceremediğinden aptalca goller yiyordu. Başarısızlık, dışlanma ve utancın üstüne bir de tüm takım arkadaşları tarafından tartaklanıyor, eve karmaşık duygular içinde, boynu bükük olarak dönüyordu. On üç (13) yaşına kadar evde ailesi (özellikle de annesi) tarafından eğitildi. O sıralar, ilerde  memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, şarkıcı olmak istediğini söylüyordu. Genelde akşam yemeği sırasında bağrışmalarla başlayan bu tartışmalar, babasının yemeği bitirip sakince sandalyesinden kalkarak Valde’nin ensesine okkalı bir şaplak atmasıyla son buluyordu. Bu, 14 Kasım 1840′da tüberkülozdan babasını kaybetmesine kadar  neredeyse her akşam tekrarlanan bir çeşit ayin gibi sürüp gidecekti. Aynı yıl Ahrweiler Gymasium‘una girdi. Ancak sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu. (İleriki yıllarda öğretmenleri hakkında ağır hakaretler içeren bir kitap yazmıştır.)  Oradan 18 yaşında nihayet mezun olduktan sonra şarkıcılık hayalinden çoktan vazgeçen Valde hukuk okumak için Bonn Üniversitesi‘ne kayıt oldu. Felsefesi ve bizzat hayatı üzerinde derin etkiler bırakan Larva Puto’yla da orda tanıştı. Larva Puto ölmeden önce yazdığı oto-biyografisinde açıkça Valde’yle aralarında aynı tarihte aynı okulda öğrenim görmenin haricinde bir ilişki olmadığını söylese de Valde tüm fikirlerinin esin kaynağı olarak Larva Puto’yu göstermiştir. Bu dönemde Valde bir çok şiir ve hayat üzerine deneme kaleme aldı. “Aşkın Birimi Nedir?”, “Bana Duracak Bir Yer Verin”, “Tüm Bakışlar Yakalanmalı: Ölü ya da Diri!”, “100 Soruda Seks”, “Gereksiz Bayramlar”, “Kablosuz Ağ”, “Büyükbaş Hayvancılık ve Nano Teknoloji” gibi eserleri bize kazandıran Sir Valde Alogia, 20 Şubat 1858′de Paris’teki evinden ekmek almak için çıktı ve bir daha da geri dönmedi.

Sonraki: Ailenin Önemi

Yasak: toplum, evlilik, akraba

Zorunlu: poligami, röle, sapan

Posted By: ignoramus
Last Edit: 19 Şub 2009 @ 08:32 PM

EmailPermalinkComments (1)
Tags
 15 Şub 2009 @ 6:25 PM 

Radiohead, albümünü (In Rainbows) internet üzerinden bedava dağıtan, bir kaç kişiden oluşan günümüz popüler müzik gruplarından biri herkesin gayet iyi bildiği gibi. Ne tür müzik yapıyorlar, niye müzik yapıyorlar, nasıl müzik yapıyorlar şu an hiç umurumda değil. Kim oldukları, ne yaptıkları, ne düşündükleri hakkında en ufak bir şey duymak istemiyorum. Şarkılarını dinliyorum. Radiohead dinleyen milyonlarca kişiden biriyim. Dinlerken haz ya da ufak ve garip bir mutluluk duymanın haricinde başka bir avantajını henüz görmedim, olduysa da fark etmedim, ettiysem de hatırlamıyorum, hatırlasam da söyleyemezdim zaten.. Radihead dinlemenin en büyük dezavantajı dinlerken kaybettiğiniz zaman olabilir. Tam da dinlerken Tv’de Yemekteyiz ya da Bez Bebek’i kaçırabilirsiniz. Radiohead dinlerken Serdar Ortaç’ın şarkılarını dineyemezsiniz. Ya da nebileyim ben.

Bahsetmek için bile bir yerinden pisliğine bulaşmak zorunda kaldığımız günümüz modern dünyasının modern şehir insancıklarının modern melankolileri üzerine modern şarkılar yapan Thom Yorke, haykırışı, mırıldanması ve arkadaşlarının varlığı herşeye rağmen iyi bir şey.

Sonraki Konu: Eğitim, Zararları (Yararı var mı?)

Yasak Kelimeler: dil, alışkanlık, kötülük

Zorunlu Kelimeler: sakat, nesil, ilkokul

Posted By: ignoramus
Last Edit: 15 Şub 2009 @ 06:25 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 09 Şub 2009 @ 2:48 PM 
Onların UFOsu

Onların UFO'su

Uzaylılar ve UFO’lar hakkında bir dolu teori var. Nasıl olduğunu anlamasak da çok uzak gezegenlerden bir şekilde gelip bizi izleleyen farklı yaratıklar oldukları, aslında uzaylı dediklerimizin zaman yolculuğu yaparak çok uzak gelecekten gelen  insanlar oldukları ya da işin içine boyutu da katarak aslında uzaylıların bizimle aynı gezegen üzerinde ancak farklı boyutta yaşayan canlılar oldukları gibi. Nasıl bir teori olursa olsun sonuçta sahip olduğumuz bilim, teknoloji ve bilgi onlarınkilerle kıyaslandığında son derece sığ ve ilkel kalıyor. Ne yaptıklarını tam olarak bilmediğimiz gibi nereden ve nasıl geldiklerini açıklamaya çalıştığımız yöntemler de bizim için sadece düşünce düzeyinde varlar. Oluşturduğumuz toplum, insanların birbilerine karşı devinimleri, ekonomik ve psikolojik bunalımlar,  üretebildiğimiz tek UFO’nun elektirikli soba olması kısacası insanlığın mevcut hali ortada. Tüm bunlar göz önüne alındığında bizden gayet ileri uygarlıklardan olan uzaylıların kendilerini niye afişe etmedikleri de ortaya çıkıyor. Neden bizimle muhatap olsunlar ki? Belki sadece var olup birbirimize hayatı dar etmekten daha yararlı kullanılabileceğimizi düşündükleri için. Gözlemleyip ibret alarak kendi toplumlarında neyin yapılmaması gerektiğinin örneklerini derlemek için.

Bizim UFOmuz

Bizim UFO'muz

Bizi fikir ve kültür alışverişi yapacak kadar değerli görmedikleri için onları suçlayabilir miyiz? Belki de yapabiliriz, ama onları ikna edebilir miyiz bilmiyorum. Şimdiye kadar varlığımıza tolerans gösterdikleri bundan sonra da böyle olacağı anlamına gelir mi? Çıkarları olmadığı sürece böylesine ileri tekniklere sahip bir toplum bizimle ilgilenir mi? Onlara ne sunacağız? Hiçbirşey. Nitekim yaşanan deneyimler de bunu gösteriyor. Doğru olup olması hakkında konuşmaya gerek duymadığım üçüncü türden ilişkiler de hep hayal kırıklığı ile sonuçlanmış. Uzaylılar tarafından kaçırılan kişilerin üzerinde bir takım deneyler yapılması, daha sonra bunların çok azını hatırlamaları hatta uzaylıların bir kadın rehini hamile bıraması ancak düşükle sonuçlanması, mesi ması vs.. Uzaylılar var olsa da olmasa da “Evrende yalnız mıyız?” sorusunun cevabı gayet açık: Evet yalnızız.

Sonraki Sıkıcı Konu: Sanatsal Film nedir? Örnek verebilir misiniz? Aferin.

İstenilse de istenilmese de Kullanılacak Kelimeler Öbeği: klima, leblebi, darbuka

Zaruri Olsa da Zinhar Kullanılmayacak Kelimeler Kümesi: sıradan, popüler, piyasa

Posted By: ignoramus
Last Edit: 09 Şub 2009 @ 02:48 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags

oysaki
 Last 50 Posts
 Back
Change Theme...
  • Users » 10
  • Posts/Pages » 86
  • Comments » 103
Change Theme...
  • VoidVoid « Default
  • LifeLife
  • EarthEarth
  • WindWind
  • WaterWater
  • FireFire
  • LightLight

Hakkında



    No Child Pages.

Manifesto



    No Child Pages.

İletişim



    No Child Pages.