21 Ağu 2010 @ 12:26 AM 

james bond, macgyver gibi türde pratik zekası üst düzeyde olan film karakterlerinin çarpışma öncesi hazırlıklarda üst yetkililerinin önerdiği bilumum alet edevatların mücadele esnasında kullanılamamasının düşünülemeyeceği gerçeğiyle hep yüzleşip “vay be yerinde bir icatmış” demişizdir. bu ajanların kaleminin ya da saatinin yalnızca kendi amacında kullanılamadığı, bir çok fonksyonel silaha dönüşebildiğini biliriz. bir kalem asla yalnızca yazmaya yaramaz, aynı zamanda bir lazer tabancası olabiliyorken bir yandan da verici, alıcı hatta ipod belki de ipad? bile olabilmeyi başarmıştır. beni düşündürense bu aletlerin kullanılabilmesi için zeminin hep hazırlanıyor oluşudur. asla ve kat’a o müthiş icat kullanıcının elinde gereksiz bir alet olarak patlamamıştır. o cihaz bir şekilde savaş aleti olarak kullanılır ama asla da kamufle edilen kendi özü olan (yazmak, saati göstermek) şeklinde kullanılmaz.

tam olarak bunun karşılığı olmasa da inception filminde ekibe sonradan katılan liseli ya da üniversiteye hazırlık için dersaneye giden o yerden bitme pekte alımlı olmayan kızın labirent vari yapılardaki muazzam başarısının gövde gösterisinden öteye gidememiş olması beni sevindirdi. sanki karakterler içinde operasyonun başarılı olabilmesi için bir kilit taşıydı ama nasıl olduysa bir anda fonksyonsuz, vasatı aşamamış adeta bir figüran edasıyla ortalarda amaçsızca gezinip durmasıyla gönülleri feth edip izleyicilerde haklı bir buruk sevinç yaşattı.

macgyver, isviçre çakısıyla bütünleşmiş, çakının kürdan özelliği hariç tüm meyvelerinden tam randımanlı olarak faydalanabilen bir ajan. dişinin kovuğu olmadığından ötürü mü kürdan kullanmadığı hep kafamı kurcalamıştır. ya da “aldığım maaş ne ki dişimin kovuğuna yetmiyor” mesajı mıdır hiç bilemedim. bir bölümde boru biçimindeki kayak kollarının içinde eskaza çığ düşerde kar altında kalırsanız diye üretilmiş boruyu yeryüzüne çıkartıp üfleyerek bayrak çıkmasını ve yakın çevrede bir yerde gömülü olduğunuzu arama ekibinin anlaması için yapılmış dahiyane bir icada denk gelmiştim. ne yazık ki macgyver’da kovalamaca esnasında atılan ateşlerden ötürü çığ altında kalarak bu aleti kullanmak zorunda kalmış ve şıppadanak diye bulunmuş ve dizi devam etmişti.

bir kaza, vurulma ya da sakarlık sonucu ağır bir yaralanma geçiren karakterin yakınları tarafında apar topar hastaneye kaldırılması ve uzun ameliyat bekleyişi ardından ilgili doktorun gelip hastanın yakınlarına açıklama yapması sahnesini bilirsiniz. doktor ne dese beğenirsiniz? “eğer zamanında getirmeseydiniz hasta için çok geç olabilirdi” bunun halen insanlar tarafından beğenildiğini düşünmek düpedüz ahmaklıktır. mesela “böyle karga tulumba alelacele getirmenize hiç gerek yoktu, basit bir operasyonla işimi halledebilecekken yaptığınız bu cuhelalıkla hastanın ikibüklüm kalma olasılığını farkedilir düzeyde artırdınız, tebrikler” dese, yakınlarının kafalarından kaynar sular döktürdükten sonra o gergin ortamda soğuk duş etkisi yaratsa harika olmaz mı?

bu arada giriş yazısını kasıtlı olarak sonra bıraktım çünkü giriş yazısının sonda daha iyi olacağını düşündüm.

Posted By: catiski
Last Edit: 02 Eyl 2010 @ 03:48 PM

EmailPermalinkComments (1)
Tags
 05 Ağu 2010 @ 8:23 PM 

Bir forum’da imza ya da msn kişisel iletisi olarak kullanılabilen Alem Buysa Kral Benim! (abkb!) yahut to be or not to be! (tbontb!) sözleri ve yine yahut bunları andıran muadil söz öbeklerini incelemeyi düşünmüştüm. Aklıma çok parlak fikirler gelmişti ama bu işin bana getirisi olmadığı için not almak gibi işlemlere başvurmadım ve haliylen zihnimin ücra köşelerinde bir yerlerde erimek üzere kayboldular. Ama yine de bir şeyler karalamalıyım en azından diyerek yetersiz olacak yazımın öngüçleri olarak bu cümleleri peşisıra dizeyim bari dedim.

Herneyse abkb! tbontb! ile karşılaştırıldığında -en azından ben açıklayana dek- göze ve gönüle (gönle) burun kıvırtan, dilimizi dışarı çıkarıp dişlerimizin arasında hafifçe ezip hafif üfleyerek çıkardığımız o *pırrp* sesini çıkartan ya da burun deliklerimizi açıp sağ ya da sol dudağımızı kaldırarak yarım nefesi burnumuzdan vermemize neden olan mimiklerimizde bıraktığı etkisi tartışalamayacak kadar güçlü bir sözdür. tbontb! ise bize en fazla dudaklarımızın yanlarını aşağıya büktürüp hafif kafa sallamamızdan başka bir işlevi olmayan alelade bir repliktir.

abkb!, yalnızca mimiklerimize etki etmesiyle değil günlük yaşantımızda da her daim içimizde olan yoğun altbenliğimizin bir dışavurumu olmakla beraber aslında özümüzde ne kadar da basit varlıklar olduğumuzu temsil eden bir sembol niteliğindedir. tbontb! ise bu basitliği karmaşık hale sokarak kafamızı allak bullak edip bize ne olduğumuzu unutturan, sanki önemli yaratıklarmışız gibi garip davranışlar sergilememize zemin hazırlayan bir alis harikalar diyarıdır, kırmızı haptır.

işte bütün mesele bu.


oysaki
 Last 50 Posts
 Back
Change Theme...
  • Users » 10
  • Posts/Pages » 86
  • Comments » 103
Change Theme...
  • VoidVoid « Default
  • LifeLife
  • EarthEarth
  • WindWind
  • WaterWater
  • FireFire
  • LightLight

Hakkında



    No Child Pages.

Manifesto



    No Child Pages.

İletişim



    No Child Pages.