Haz
02
2009
2

Olduğu Gibi Aktarmak

yazmak

Çok uzun bir yazı yazma umuduyla bu yazıya başlamamın verdiği kontrol dışı ve istemsiz cümlelerin peşisıra geleceğini tahmin edip, işe yaramaz -ki genelde yaramaz- bir yazı yazacağımı umaraktan yazmaya devam etmemin getirdiği kaygı, anlamsızlık, nedenselsizlik ve boşluk hissi -buna benzeyen duyguların tek bir kelimede toplandığı henüz yaratılmamış olan o muhteşem sihirli sözcük- ile birlikte yine de birşeyler karalamanın yarattığı o inanılmaz -belki de aksini düşünmeniz için eziklik boyutu demeliyim ki aksini düşünün diye- anlamsız haza rağmen yine de yazıyor oluşumun ve bunu durdurmakdan ziyade devamlılığını getirmek için çaba sarfediyor olmam ve tüm bu karmaşık hisleri size olduğu gibi aksettirmemin ardında ve arkasında yatan nedeni bir yandan yazarken bir yandan sorguluyor olmak -bunun bir başarı olduğunu düşünmenizi sağlamak- , bazen bunu sonlandırmam gerektiğini düşünmem -ama yalnızca düşünmem, sonlandırmayacak olduğumu bildiğim halde düşünmem- bazen anlaşılır olmanın çok ötesinde olmaya kastığımı düşündüğünüz gerçeğiyle yüzleşerek, aslında son derece anlaşılır -açık ve seçik- olduğumu, bunları anlamamak için sadece anlaşılmamak istendiğimi farzediyor oluşum, bir yandan “neden cümlelerini tane tane anlatmıyorsun o zaman” gibi içsel sorularınızı imgelemem ve daha anlatamadığım -aslında her şeyi bu kadar kısa anlatmış olmanın verdiği üzüntü- bir çok karışık duygularımla birlikte, uzun yazamamış olmanın sıkıntısıyla, -hiçbir şey dememiş olmamla- sıkılaraktan noktalıyorum.

Mar
09
2009
2

turn down the lights & turn up the lights

düğmeYoutube‘un yeni sayılabilecek aparatlarından biri daha olan turn down the lights (TDTL) ve turn up the lights (TUTL) yazılımcığının kullanımı hakkında bilgi verme gereği hissettim. Odanızda film izlerken ışığı açıp kapatmakla benzer bir uygulama ve kullanımı gayet basit. Tek tıklamayla ışıkları kapatıp tek tıklamayla ışıkları açabiliyorsunuz. Bu konuda sıkıntısı olanlar şikayetlerini youtube community help forums‘a yazabilir gerekli desteği orada bulabilirler.

Öte yandan youtube’un Google Chrome’u çıktığından beri afişe etmek gibi bir derdi var. (Try YouTube in a new web browser Download Google Chrome) Ne ki bu? “Fark göreceksiniz” mesajının kullanıcıya içten içe yerleştirilmesi değil mi? Chrome Google’ın kendi tarayıcısı olduğundan ötürü çok daha kaliteli ya da çok daha randımanlı bir çalışmamı sergiliyor? Yoksa bu, yalnızca “ne de olsa youtube bana ait, ne de olsa youtube kullanıcılarının çoğu bu pazarlama illüzyonunu havada kapacak kadar bilgisiz kullanıcılar diyerekten oradaki saf, temiz, savunmasız insanları videoların daha verimli gösterileceğine dair bir kandırmaca, bir sistem açığını kullanmaca mı? Terbiyesizlik değil mi şimdi bu gugıl?

Şub
03
2009
2

Paylaşmak ya da Koşulsuz Paylaşım

terlik

Paylaşmak, ilk göründüğünde olumlu bir izlenim bırakır. Biri size karşılığı olmadan, sizde olmayan birşeyi size verecekmiş gibi düşündürür. Oysaki bu tamamen kişisel çıkar uğruna yapılır. Paylaşmak çok sevimli, sevgi dolu ve olumlu bir kelime gibi gözükse de derinine inildiğinde, yılansı, bencil, benmerkezci ve daha sayamadığım aklınıza gelebilecek tüm çıkarcı kavramları kapsayan, son derece olumsuz ve sevimsiz bir davranıştır biçimidir.

Internet dünyasında sık karşılaştığımız “linkleri görebilmek için üye olmak zorundasınız” saçmalığından hepiniz nefret ediyorsunuzdur. Sanmıyorum ki “aa hemen üye olayım da linkleri göreyim” diyen sevgi pıtırcıklarısınız. Evet bu gizli-saklı değil en azından. “Paylaşıyoruz ama bir çıkarımız var bu işten” diyen insanlar bunlar. Gayet açık ve net, “üye olursanız karşılığında linkleri görürsünüz.” Asıl mesele hepimizin kanıksadığı yılansı paylaşımlar. Ne olabilir ki bunlar?

Hemen hemen tüm paylaşımlar çıkar güder. Koşulsuz paylaşım olarak bir annenin çocuğunu emzirmesine bile şüpheyle yaklaşıyorum. Bununla yükümlü olduğu için, sorumluluklarını yerine getirebilmenin mutluluğunu yaşadığı için, “emzirmek zorundayım” düşüncesini içgüdüsel anlamda benimsediğinden de olabilir. “Yok artık o kadar da değil” demek geliyor içimden.

İnsanları güldürmek; Güldüren insan, güldürdüğü için kendisini iyi hissedeceğini bildiğinden ötürü güldürür. Sizi güldürken kendini kötü hissetseydi zaten bunu yapmazdı. Ne kadar alçakça değil mi?

Acıyı paylaşmak; Yine aynı şekilde kişi kendini rahat hissetmek uğruna, üzerindeki yükü hafifletmek adına çektiği sıkıntıyı anlatarak deşarj olur. Burda asıl paylaşan, acısını anlatan değil dinleyen kişidir. Durduk yere canı sıkılmıştır. “Onunda acısı olduğu zaman gelip benimle paylaşsın” mantığı mı bu? Zaten mutlu olduğumuz zamanlar ne kadar fazla ki bunu iyice daraltıyoruz? Herkes kendi acısını kendi içinde yaşasa daha hoş olmaz mıydı? Ama kimileri bunu tek başına yapabilecek güçte değil biliyorum, lakin acısını paylaşacağı insanı seçerken o güçte olmayan birini tercih etse mükemmel olmaz mı? Bence mükemmel olur.

Hiç tanımadığım ve daha sonrada bir daha görmeyeceğim bir insanın, benim yararıma olacak birşeyi koşulsuz paylaşabilmesi gerçek paylaşımdır. Diğer türlü neredeyse tamamı çıkar uğrunadır. Çıkar amacı gütmediğine inandığım paylaşımların bile şaibeli olabileceğini düşünüyorum. Tanımadığınız birinin size terlik hediye edip kayıplara karıştığına rastladınız mı hiç?

Sonraki Konu: Saplantı/Takıntı

Bu Kelimeler Kullanılsın: mükemmelliyetçilik, huzur, simetri

Bu Kelimeler Kullanılmasın: sinir, sevgi, aşk

Oca
28
2009
2

Anlamsız Dil Alışkanlıkları – Retorik Sorular

Çalışmak, müzik dinlemek, dolaşmak, durmak, film izlemek ya da bunun gibi herhangi bir vakit geçirme yöntemi ile meşgulken, yaşamı katlanılabilir kılan bir uğraş bulmuş ve yapıyorken birinin karşınıza çıkıp  “Nasılsın?” diye sorması aslında size yapılacak en büyük saygısızlıktan biridir. En masum haliyle bile, bulunduğunuz ruh hali ne olursa olsun size durup kendinizi yoklamayı dikte etmek, sorgulamaya zorlamaktır. Ne kadar sıklıkla bu soruyla karşılaştığımızı  da düşünürsek bizi sürekli kendimizin, yaptıklarımızın farkında olarak bitmez tükenmez bir buhrana sürüklemek de ne demek olmaktadır? Bizi böyle bir felakate sürüklemekteki amaç nedir? Kimlerin halimizi-hatırımızı sorduğunu düşünürsek; örneğin bakkalın buna ne hakkı olabilir?

Duyguları isimlendirmeden, dile getirmeden ve buna ihtiyaç  da duymadan yaşarız. Sevinçliyken, kendi kendimize -içimizden bile olsa- “şu an sevinçliyim, evet sevinçliyim, seviniyorum, ne güzel seviniyorum” diyemeyiz. Belki de sevinçli olabilmenın en önemli şartlarından biridir bu.  Sevinçliyizdir; ta ki birinin çıkıp “nasılsın” diye sorarak sevincimizi yok etmesine kadar. Sevinçli olmanın farkında olarak sevinmek olsa olsa buruk bir sevinç olacaktır. Gülüyorsak gülüşümüz donup kalacaktır.

Kullana kullana anlamsız, içi boş bir hale gelen “nasılsın”, aslında bir soru bile değildir. Sorusu da cevapları da gereksiz bir alışkanlık, dilsel bir tiktir.

“Nasılsın?”

Gerçekten de nasılım ki acaba? Ne yapıyorum? Niye gülüyorum? Nasıl gülüyorum? İşte böyle  gülüyorum.

Sonraki Konu:  Murphy Kanunlarıyla Hammurabi Kanunlarının Karşılaştırılması

Kullanılacak Kelimeler: ironik, gergin, toplantı

Kullanılmayacak Kelimeler: eski, an, geçmiş

Oca
23
2009
2

Sevgi Çemberi

Sevgi Çemberi

Herkesin tüm eylem ve söylemlerinde samimi olduğu, sahte en ufak bir mimiğin bile olmadığı bir dünyada yaşasaydık ne olurdu? Gereksiz nezaket, korku, çekinme çıkar kaygıları olmadan, tam da ne düşünüyorsak onu, direk söyleyiverseydik..  Sanırım insanlar kabul etmemekte direndikleri kendilerince “acı” bir dolu gerçeğe bire bir tanık oldukları için kolayca inananırlardı. Tüm yalanlar, kumpaslar, entrikalar, suçlar, sırlar üzerine kurulu modern toplumumuz ve kurumları yok olacağından bir çok insanın hayatlarının “anlamı” da kalmaz ve toplu bir bunalım  ve kaos dönemine girilirdi. Reklamcılık, pazarlama, ticaret, politika, din, ahlak, aşk, ihanet ve ezoterik herşey yok olurdu.

“Farbikamızda -inanılmaz ama- günlüğüne 1 dolar vererek çalıştırdığımız çoğu çocuk sefil işçilerimizin ürettiği, maliyeti fiyatının neredeyse 10′da 1′i kadar olan ve muhtemelen 2 ay sonra kullanılmaz hale gelecek bu ayakkabıyı satın almak istemez misiniz?”

“Ne istediğiniz, hayatlarınızın nasıl daha iyi hale geleceği ne benim ne de partideki diğer arkadaşlarımın zerre kadar umurunda değil. Bize oy verin.”

“Ha ha ha. Tabii ki Hadise senden daha güzel, sevgilim. Ufak da olsa onunla beraber olma şansım olsaydı seninle bir dakikamı bile harcamazdım.”

Sonraki Konu: mIRC’ten Msn’e Chat Alışkanlığının Değişimi, Etkileri

Kullanılması Zorunlu Kelimeler: muaf, duyarlı, sevecen.

Kullanılması Yasak Kelimeler: iletişim, istek, yalnız

Oca
15
2009
2

Eşitlik

eşitlik

Kadın ve erkek eşit değildir, olmamalıdır, olamaz. Sadece kanun önünde bir eşitlik olabilir ki o da tam anlamıyla olamayacaktır. Erkeklere tanınan tüm ayrıcalıklar, verilen haklar kadınlar için de aynı şekilde geçerli olmalıdır. Kadınlar da erkekler kadar sömürülmeli, haklarının olduğunu sanıp avunmalıdır. Onlar da erkekler gibi “demokrasi”nin bir parçası olduğunu düşünebilmelidirler, ki öyleler, ne güzel. Kadınlar da parti, dernek, birlik, klan, grup kurabilmeli ve yönetim sürecinde yer alıp erkekler kadar söz hakkı olmalı ve erkekler kadar gevezelik yapıp zırvalayabilmeli ki onu da yapıyorlar ve yapmamaları için hiç bir engel yok.

Toplumsal açıdan da erkeklerle kadınlar eşit olmalıdır. Hatta çok eşit olmalıdırlar. Kadınlar da isterlerse futbol maçlarına gidebilmeli, çıkışta satır, sopa, bıçak, falçata gibi ilkel savaş aletleriyle birbirlerini yiyebilme hakkına sahip olmalıdırlar. Ki bunu da yapmaları için yasa dışı ve aptalca olması dışında hiçbir engel yok. Kadınlara da askere alınma ayrıcalığı tanınmalıdır ki insanlar evlerinde oturup televizyonda daha ilginç savaşlar izleyebilsin.

Saçma örnekleri daha da çoğaltabiliriz ancak kısaca kadınlara da tam da erkeklere verildiği kadar aptallıklarını, şapşallıklarını sergileme fırsatı verilmeli, erkekler kadar aldatılmalı, aldanmalıdırlar. Bu dünya hepimizin ve onu batırma hakkı sadece erkeklerin değil.

Sonraki Konu: “Amaç” olarak Beklemek

Oca
09
2009
2

Özgürlük Tragedyası

Tam anlamıyla özgürlüğün varol(a)mayacağı gerçeğini bilmek bir yana, kısmen varolan özgürlüğün ne kadar işlevsel, ne kadar  tatmin edici olduğu ve ne kadar ‘özgürlük’ kavramının hakkını verdiği konusunda ciddi şüphelerim var.

Doğduğumuz andan itibaren henüz farkında olmadığımız bir çok yükümlülük üzerimize yapışmıştır. Doğmuş olmak özgürlüğünüze vurulan ilk darbedir. Biraz daha yüzeysellikten(!) çıkıp günlük yaşamımıza baktığımızda bu indirgenmiş ilk örneğin aslında abartı olmadığını görebiliriz. Modern toplum diye adlandırılan ‘danışıklı köle yönetme endüstrisi’nin bir üyesi olarak biliyorum ki, hiçbirimiz özgür değiliz. Sadece geçmişimize bakarak hatırlıyoruz ki feodal rejimler, krallıklar ve imparatorluklar gibi oluşumlar varmış. Bunun özgürlük olduğu yanılgısına kapılıyoruz, oysa ki yalnızca onlardan daha şanslıyız. Evet bu sadece daha şanslı olmak. Paranın söz sahibi olduğu bir dünyada özgürlükten söz etmek zaten başlı başına bir yanılsama. Özgür olabilmeyi -olabildiğince özgür olabilmeyi- gerçekten istemiyor olabilir miyiz? Kısıtlanmamış olmak, belirlediğimiz hedeflerimize çabalayarak ya da çabalamadan ulaşmak varoluşumuzu anlamsız kılacağı ihtimalinden mi korkuyoruz bilemiyorum. Fightclub’da da dendiği gibi, ancak öldüğümüz zaman tam anlamıyla özgür olabiliriz.

Sonraki Kategori: Psikoloji

Sonraki Konu: Fark Edilme Egomuzun Yaşamımızdaki Rolü

Oca
02
2009
4

Aşk Aldatmacası

Aşk, cinselliğe gidilen yolda harcanan çabalar bütünü olabileceği gibi zaman zaman bunun sadece bir kısmını da içerebilen bir özelliğe sahiptir. Bu çabalama sürecinin tamamını kapsayıp, hırsa dayanan tutkular da aşka dahildir. Her şey bir kandırmaca üzerine kurulmuştur. Gayet basit ve maddesel olan dünyada mücizevi birşeyler -sihir- arama isteğinden nerdeyse kendi kendine türemiştir. İnsanlar bu basitlikten sıkıldıklarından ötürü bu arzularını ihtirasa dönüştürmekte zorlanmamışlardır, kabul edilebilirliği çok kolaydır. Bunun bir aldatmaca olduğu fikrini tümden reddetme fikrini benimsemekte çok kolaydır.

Sonraki Kategori : Edebiyat
Sonraki Konu : Samuel Beckett’ı Anlamak

Al eline kuponu, ara nalkaponu