02 Haz 2010 @ 3:49 AM 

‘Hiçbir’ birleşik, ‘hiçbir şey’ ise ayrı yazılırken, nasıl oluyorda hiçbirşey yazmamam beklenebilir? Esasında günlerdir hiçbirşey yazmamayı düşünüyordum, sonra birden bire hiçbirşey’in yazılamayacağını, ancak ayrı yazılabileceğini anımsadım. (bunu yeni öğrenmediğimi belirtmek için anımsadım’ı kullandım farkettiysen yavşaklığın lüzumu yok!) Ardından madem hiçbirşey yazamıyorum o halde hiçbir şey yazayım bari dedim ve ortaya böylesine gereksiz bir şey çıktı. Oysa yazıma başlamadan önce “gereksiz bir şey” yazmak istemiyordum yalnızca hiçbir şey yazmak istiyordum. Amma & lakin elimizde artık bu var, iş bu gereksizliği harmanlayıp önünüze muazzam bir şekilde servis edebilmek, açıkçası gözünüzü boyayıp sizi enayi yerine koyabilmek, hatta üzerinizden rant elde ederek maddi ve manevi kazanç sağlamak. Ancak tüm bunların gereksiz olduğu saplantısını dimağımdan atamadığımdan kelli hiçbir şey yapmamayı tercih ediyorum. İsterseniz buyurun burdan yakın.

Posted By: catiski
Last Edit: 02 Haz 2010 @ 03:49 AM

EmailPermalinkComments (1)
Tags
 19 Kas 2009 @ 9:35 PM 

kufu piramit Siteye giriş tagleri (Üçgene Benzeyen Nesneler) kapsamında StatPress eklentisinin beni birçok kez uyarmasına mukabil bu yazıyı yazma gereksinimini kendimde ve parmaklarımda hissettim. Üçgene benzeyip bezeyen nesnelerden ilk aklıma gelenler; Karper Peynir, Piramit ve Levha. Bu nesneleri arayan dimağlar için saydıklarım yetersizse şayet, araştırmalarıma devam edebilir ve kuytu köşede saklanmış üçgene benzeyipte, kareymiş gibi duran, sanki daireymişte üçgenimsi olduğundan haberi yokmuş gibi davranan ya da ne bileyim bir prizmaymış edalarına bürünmüş başınabuyruk üçgeni andıran nesneleri artırabilirim. Siz yeter ki üçgen istemeyin.karper peyniryol çalışması levhası

 18 Kas 2009 @ 5:20 AM 

duyuyor musun renklerin sesini
nasıl da bastırıyor siyah’ın karanlığı
dudaklarında yarım bıraktığım kelimelerin tonlamalarını
renklerin yitikliğinin, solgunluğunun suçlusu benim
renksizliğini gölgeleyen
karanlık bir uçurumdan düşüyorum
duyuyor musun
renk
renk
üzerine
düşüyorum

Posted By: moosicdetoreador
Last Edit: 18 Kas 2009 @ 05:20 AM

EmailPermalinkComments (2)
Tags
 02 Haz 2009 @ 2:44 AM 

yazmak

Çok uzun bir yazı yazma umuduyla bu yazıya başlamamın verdiği kontrol dışı ve istemsiz cümlelerin peşisıra geleceğini tahmin edip, işe yaramaz -ki genelde yaramaz- bir yazı yazacağımı umaraktan yazmaya devam etmemin getirdiği kaygı, anlamsızlık, nedenselsizlik ve boşluk hissi -buna benzeyen duyguların tek bir kelimede toplandığı henüz yaratılmamış olan o muhteşem sihirli sözcük- ile birlikte yine de birşeyler karalamanın yarattığı o inanılmaz -belki de aksini düşünmeniz için eziklik boyutu demeliyim ki aksini düşünün diye- anlamsız haza rağmen yine de yazıyor oluşumun ve bunu durdurmakdan ziyade devamlılığını getirmek için çaba sarfediyor olmam ve tüm bu karmaşık hisleri size olduğu gibi aksettirmemin ardında ve arkasında yatan nedeni bir yandan yazarken bir yandan sorguluyor olmak -bunun bir başarı olduğunu düşünmenizi sağlamak- , bazen bunu sonlandırmam gerektiğini düşünmem -ama yalnızca düşünmem, sonlandırmayacak olduğumu bildiğim halde düşünmem- bazen anlaşılır olmanın çok ötesinde olmaya kastığımı düşündüğünüz gerçeğiyle yüzleşerek, aslında son derece anlaşılır -açık ve seçik- olduğumu, bunları anlamamak için sadece anlaşılmamak istendiğimi farzediyor oluşum, bir yandan “neden cümlelerini tane tane anlatmıyorsun o zaman” gibi içsel sorularınızı imgelemem ve daha anlatamadığım -aslında her şeyi bu kadar kısa anlatmış olmanın verdiği üzüntü- bir çok karışık duygularımla birlikte, uzun yazamamış olmanın sıkıntısıyla, -hiçbir şey dememiş olmamla- sıkılaraktan noktalıyorum.

Posted By: catiski
Last Edit: 02 Haz 2009 @ 02:44 AM

EmailPermalinkComments (2)
Tags
 03 Mar 2009 @ 1:31 PM 

Evden dışarı nadiren çıkıyorum. O da sigaram bittiğinde mecburen bakkala gitmek zorunda olduğumdan. Dün yine aynı amaç doğrultusunda çıktım, sigaramı aldım, apartmana girdim, asansöre binecektim ki, kapıdaki yazıya gözüm çarptı. Asansör bakım için bir iki gün kapanmıştı. Yöneticimizin konuyla ilgili yazısı aynen şöyleydi:

“Asansördeki risk tamamen ortadan kalkmıştır.

Güvenle kullanabilirsiniz.

Hayat herşeydir. Hiçbir şey bir hayat değildir.”

Posted By: ignoramus
Last Edit: 03 Mar 2009 @ 01:31 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 27 Şub 2009 @ 11:48 PM 

cumle.org Manifestosu (beta)

cumle.org nedir? nasıl işler? ve nasıl bu noktaya geldik?

cumle.org’da kimler yazabilir?

1: Ekip çalışmasına yatkın, analitik düşünme yeteneğine sahip, neden-sonuç ilişkisiyle çalışabilen, askerlik ile ilişiği bulunmayan (erkekler adaylar için?) ve esnek çalışma saatlerini göz ardı edebilecek herkes yazı yazabilir.

cumle.org’da yukarıdaki özellikleri taşıyan herkes kafasına göre yazabilir mi?

2: Hayır yazamaz. Öncelikle her yazının sonunda yazının konusundan farklı bir konu ve 3′er adet kullanılması zorunlu ve yasak kelime eklenmelidir. Ayrıca daha da önemlisi cumle.org’un doğası gereği herkesin karışılıklı olarak yazı ödevleri alıp verebileceği bir eşi, bir ekürisi olmak zorundadır.

Eküri bulmaya maddi ve manevi gücünüz yetmiyorsa cumle.org size bir eküri atayacaktır.

Buna göre her yazı, eküriniz tarafından belirlenen konu ve kısıtlamalara uymak zorundadır.

Posted By: catiski
Last Edit: 27 Şub 2009 @ 11:48 PM

EmailPermalinkComments (1)
Tags
 27 Oca 2009 @ 2:55 AM 

Kitaplık

İnsanın yaşama amacı -temel yaşama amaçları- ne olabilir? İlk bilineni ‘hayatta kalmak’ peki ya diğeri  ‘mutlu olmak’. Kitap okumak, bu amaçlarımıza ters düşmüyor gibi gözükse de  pekalâ düşebilir. Bilinen en büyük zararı gözleri bozmak gibi düşünülse de bundan çok daha vahim olabilir. Olaylara kelebek etkisi kıvamında bakıyorum gibi gözükedebilir ama bu tamamen bir kurmaca olarak kalacaktır. Herkes için geçerli değilse bile kitap okumak, insanların ufkunu açar, daha farklı düşünebilmeye olanak tanır. Bunların pozitif ya da negatif oluşu rölatif olup, çok düşünen bireyler için genelde tehlikeye işaretken, umursamaz birisi için eğlenceli bir vakit öldürgeç olabilir. Ve o kadar çok çeşit vardır ki (mitolojik hikayeler, pikaresk romanlar, denemeler vb.) insan hangisinin kendisini mutlu edebileceğine nasıl emin olabilir? Sonuçta kitaplarda fragman bile yok. Hamamböceklerine inanılmaz bir şekilde bağlılık duyan birisi Franz Kafka okuyarak mutlu olabilir mi? Hayatı kariyerinden ibaret olan ve bunu asla kaybetmek istemeyen bir iş adamı Chuck Palahniuk okuduktan sonra neler hisseder ya da kitabı bitirebilirmi ki?

Ek olarak, kitap okuyarak övünmek ya da kitap okumayarak övünmek gibi davranışlar biçimleri var. Bana kalırsa ilki çok daha tehlikeli ve trajik görünüyor.

Sonraki Kategori : Bağımsız

Sonraki Konu: Birine, hâl-hatır (“nasılsın?”) sormanın getirdikleri ve götürdükleri.

Kullanılması Şart Sözcükler: felaket, buhran, saygı

Asla Kullanılmayacak Sözcükler: hissetmek, kötü, hoş

 21 Oca 2009 @ 2:30 AM 

antique radio

Bir klişe olarak sıradaki parçayı armağan etmenin -edebilmenin- verdiği hazı alamamanın getirdiği kıskançlık, öfke, kin ve hasetle sıradaki haykırışımı klişehane yuvası radyo ve televizyon kurumlarına atfediyorum. “Televizyonunuzun sesini kısar mısınız?”ın sanki başka bir söyleyiş şekli yokmuşcasına yıllarca söylediler fakat çoğumuz buna aldırmayarak bunharca televizyonlarımızın sesini açtık. Bu tepkiyi göremeyen yayın organları çaresizce sahte kibarlık rollerini ekranları başındaki izleyicilerine aşılamaya çalıştılar. Peki biz ne yaptık? Kuzu gibi televizyonumuzun sesini kıstık, hiç itiraz etmedik. Burda yanlış giden birşey yok mu? Bence yok çünkü televizyonunuz sesi açıkken yankı yapıyor ve söyledikleriniz nerdeyse anlaşılmıyor tabii ki kısmakta haklısınız fakat ince bi’ ayrıntıda mı yok? Bakıyorum da gerçekten yok. Bazen o ince detayın olduğunu düşünürüz ama aslında olmayabilir. Bazen de düşünmeyiz direkt bizden önce düşünmüş olan kişilerin yaptıklarını  -sıradaki parçayı x’e göndermek gibi- yaparız. Ne de olsa birileri bizim yerimize daha önce düşünmüştür neden tekrar düşünelim ki? zaten canlı yayındayız muhtemelen heyecan ve baskı altındayız. Tüm bu evelemeler bir yana asıl zihnimi karıştıransa kişinin gerçekleştirdiği bu eylemden edindiği haz ile yaşadığı duygu yüklü dakikalar bütünü. Bunu asla anlamak istemiyorum.

Sonraki Kategori : Bağımsız

Sonraki Konu : Ritüel diyalogların olmadığı salt gerçek bir dünyada yaşasaydık nelerle karşılaşabilirdik?

Posted By: catiski
Last Edit: 21 Oca 2009 @ 02:30 AM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 15 Oca 2009 @ 10:09 PM 

öylemesine beklemek

Amaçsızca beklemek, aslında amacınızın; “amaçsızca beklemek” amacı olduğu çelişkisini doğurabileceği gibi aynı zamanda bu paradokstan muaf bir şekilde “tercih etmemenin getirdiği koşullara katlanmak” olarakta tanımlanabilir. Hiçbir amacı olmamakla, “hiçbir amacı olmadığını sanmak” farklı şeylerdir, burada sanrılardan bahsetmiyoruz, burada gerçekleri konuşuyoruz. Bu nedenle birşeyler sandığımızı sanıp, sanrı nöbetleri geçirdiğimiz konusunda hemfikir olmadan önce bu açıklamaların kavramlara yeni anlamlar katmak ya da kavramların mecazi anlamlarını aradan çekerek, “aslında şuna işaret ediyor” demek öyle acımasız olurki bu kabul edilemez. Bildiğiniz gibi her insanın -her normal insanın- hayatında kurduğu planlar vardır, ama ileriye dönük ama kısa vadede vardır. Bu planlar gerçekleşmeden önce “hayal”dirler. Her plan hayaldir, lakin her hayal plan değildir. Hayalleriniz birer “hayal” olarak kaldığında plan olmaktan çıkar, gerçekleştiği zaman ise buna plan denir. Tercih etmeden beklemek, “ne de olsa biri benim yerime tercih eder” anlayışından yola çıkılarak benimsenmiş bir görüş değildir. Beklemektir o sadece, öylesine beklemektir. Ve sizin tercihiniz yalnızca tercihinizi kendinizin yapmamasıdır. Sonuç olarak bu da sizin tercihinizdir. Sadece ve sadece tercihinizi kendinizin yapmadığı bir tercihinizdir ve diğer tercihlere göre biraz daha az tercih kavramına uygundur, ama olsun o da bir “tercih”tir. Hayallerinizin birer “hayal” olarak kalmaması “hayal”iyle…

Sonraki Kategori : Bağımsız

Sonraki Konu : Elektrikli Battaniyenin Önemi

Posted By: catiski
Last Edit: 15 Oca 2009 @ 10:09 PM

EmailPermalinkComments (3)
Tags
 14 Oca 2009 @ 6:44 PM 

Oto-Kontrol mekanizmamızın işleyişini belirleyen unsurları kendimizin belirlediği fikrine kapılıyor olabiliriz. Ama aslında biz mi belirliyoruz? Şu noktadan sonra tabii ki “tabii ki biz belirliyoruz” diyemem. Bize çocukluğuzdan itibaren enjekte edilen kimi davranışlar -kötü,kaka,pis- gelişimimiz süresince devam etmiştir. Bu süreç içerisinde ne kadar ‘kendimiz’ olarak kalabilmişizdir? Bunu da  “Sorgusuz itaat et” sistemine bağlamak istemiyorum fakat bir şekilde konu yine oraya geliyor. Neden oraya geliyor bu bir oto-kontrol mü yoksa oto-kontrolü aşmaya çalışmanın verdiği saçma sonuçlardan yalnızca bir tanesimi? Bilmiyorum. “Zaten bildiklerim bana enjekte edilenler” diyerek burada sitemkâr bir şekilde de zırlayabilirim.

Demem o ki; bu öyle bir mekanizmaki, artık birilerinin sizi itme şartı olmadan gidebilmenizi sağlıyor. Örneğin evinizde zaten ayda-yılda bir açtığınız televizyonunuzda haber izlerken misafirleriniz gelmesi akabinde küçük çocuğun bez-bebek’i izlemek istiyorum diye zırlaması ve bu zırlamaya kayıtsız kalamayıp çocuğun istediği kanalı açmanın hiçbir yanlışı olmadığı gerçeğini kabullenmek. Ya da yıllardır görmediğiniz arkadaşınızla sokak ortasında gözgöze gelerek karşılaşmanız ve birbirinize sorduğunuz ritüel soruların anlamsızca gelmemesi ve yahut işlek bir bankadaki gişe görevlisinin ensesindeki terin kıçına kadar aktığı, henüz terfi alamamış olması ve hep o konumda çalışacak gibi hissetmesini düşünürken bir yandan size “hoşgeldiniz” demek zorunda olduğu gerçeğini bildiğiniz halde size “hoşgeldiniz” demesinden kendinizi önemli biri gibi sanmanız ve buna hiç şaşırmamanız ve hayatın devam ediyor oluşu…

Sonraki Kategori : Bağımsız

Sonraki Konu : Sahte ve Çıkarcı Diyaloglar

Posted By: catiski
Last Edit: 14 Oca 2009 @ 06:44 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags

oysaki
 Last 50 Posts
 Back
Change Theme...
  • Users » 10
  • Posts/Pages » 86
  • Comments » 103
Change Theme...
  • VoidVoid « Default
  • LifeLife
  • EarthEarth
  • WindWind
  • WaterWater
  • FireFire
  • LightLight

Hakkında



    No Child Pages.

Manifesto



    No Child Pages.

İletişim



    No Child Pages.