aç avuçlarını sana biraz aşk getirdim
sabah çiği kadar ıslak, temiz
ve dingin, ortasındaymışçasına okyanusların
egzozdan, şehrin gürültüsünden, kirinden uzak
nefes getirdim sana, sakınma dudaklarını
yıkılmış şehirlerden ve anılardan değil
kitapların tozlu sayfalarından
şiirlerden, şarkılardan
güneşten, yağmurdan, kardan çalarak
biraz da sakınarak
aç avuçlarını, biraz aşk getirdim sana.
bir ömür kadar uzun,
bir nefes kadar kısa.
eylül 2006
beraber kaybedelim.
ben kaybedersem sen de kaybetmiş sayılacak mısın?
ben almanya
sen osmanlı olacaksın
farkında mısın?
hitler’im ol
ve öldür bütün farklı düşüncelerimi.
işgal et, direndikçe işgal et beni
ateşe ver farklı noktalarını bedenimin.
reichstag yine yanıyor diye yazsın gazeteler
kimin umrunda, kime ne?
kahire’den berlin bir nefes uzaklık
bir nefes
bırak yaksın reichstag’ı.
sözünü tut
ve birlikte kaybedelim.
veya öldür
bir gestapo kurşunu der kapatırsın dosyamı
kim inanır?
kim inanır hitler,
beni öldürmediğine.
biraz daha kal
-ma git beni daha fazla yormadan
sevgiye tok, sevmeye açım
kusmak istiyorum
git
saçlarım kısa artık
git
günlerden perşembe
bugün yağmur yağmadı git
bugün burnum kanamadı
kahveyi döktüm bir yudum alıp
git
alışkanlıktan düğmesine bastım makinenin
istemiyorum
git
seni ilk tanıdığımda daha gençtin
ben daha gençtim,
teninde bıraktığım izler yıllanmış
tenimde bıraktığın izler geçmiş, git
geçmiş kimin umurunda
mesela mendirek’te beraber bira içtiğimiz günü hatırlıyor musun
ben artık bira içmiyorum
git
bugün seni sevmiyorum
yarın tekrar severim, git
kim ne derse desin
ne dersem diyeyim
duyma
git
seni seversem seni öldürürüm
ölümden korkun varsa
git
sen de sus sinatra bazen hiç çekilmiyorsun
önündeki yiyeceği rahatça alınabilen uyuz bir it gibiydi, karşı koyamamaktan ötürü kendine kızıyordu.
ne kendini değiştirebiliyordu ne de kendini ifade edebiliyordu.
öyle kalındı ki kabuğu,
ama öyle de dardı ki,
içinde boğulmaktan sıkılmıştı ama çıkabileceği ihtimali ile yüzleşmek dahi istemiyordu.
ardından ne mi oldu?
öylece ölüp gitti, kaplumbağalar kadar uzun da yaşamadı zaten
zamanında kendini kandırabiliyordu.
kimi zamansa isteği doğrultusunda kandırmayabiliyordu.
bir zaman geldi ve sıkıldı bu bitmek bilmeyen kendi otoriter yönetiminden.
mücadeleyi bırakmıştı artık.
ama kendini iyi hissetmeyi de bırakmıştı aynı zamanda.
uzun zaman sonra birgün kendini tekrar ele geçirdi.
ve o gün ölüverdi trajik bir biçimde.
ölmesi dışında onun için iyi bir gündü.
öyle bitkindi ki,
zihnini yavaşlatmayı düşünmüştü.
denedi.
ama,
bunun için harcadığı efor, sarfettiğini aşmıştı.
vazgeçti sonunda.
“beceremedim” dedi kendi kendine.
sonra hiçbir şey olmamış gibi bitkin olmaya devam da edemedi.
biraz daha yük aldı.
öldü sonra, daha ağır düşünceleriyle birlikte.

Categories
Tag Cloud
Blog RSS
Comments RSS
Last 50 Posts
Back
Back
Void « Default
Life
Earth
Wind
Water
Fire
Light 