01 Mar 2010 @ 3:41 PM 

 07 Mar 2009 @ 2:26 AM 

cam

Yakarışlar, haykırışlar. Zaman zaman önce var olduğuna inanılan bir hayal şehrinde yaşayanlar sürekli olarak çok ilgli çekici hayatlar yaşadılar. Çok zengin olanları vardı “şakacıktan” fakirleride vardı. Sanatı onlar yapıyor en iyi onlar biliyor eleştiriyide en iyi onlar yapıyodu. Adamın biri rüyasında burayı her gece görmeye başladıktan sonra anlatmaya başladı. O kadar heyecanlı o kadar inanarak anlatıyordu ki karşısına geçip dinleyenler bile onun anlattığı hayal şehrinde bulunmuş olduğuna bir süre sonra inanmaya başlıyorlardı. Sonra düşündü düşündüklerini kağıda döktü. Hatırlar gibi yazıyordu. Teknolojiyi kullanmaya karar verip “film” denilen ve 7.sanat olarak kabul edilen “muhteşem”liği kullanmaya başladı. İlerleyen zaman içinde anlatılan bu masallara insanların inandığını gören paraya aç çevreler bunu da ticaretin çirkin oyunlarından biri haline getirecekti. Fakat henüz gelmeye başladığı yıllarda bunu fark edip bundan tiksinip insanlar yaşamaya başlamıştı. İşte o insanlardan birinin adı François Truffaut. O yalnızca bir karşı çıkan değil bunu en iyi dille eleştrip üzerinede nasıl yapılması gerektiğinin sunan birisi. Sanatın, yalnızca onu öğrenip ve onun adına entellektüel laflar edilen uzun yıllar uğraşılıp üzerine düşünüp doldurulan birşey değilde , içinde yaşanan sürekli olarak oksijeni solunan her an onunla olunması gerektiğini dünyaya kanıtladı. O bir hayalini değil yada olması mümkün olmayan bir olayı değil direk olarak kendi hayatını filmlerine konu yaptı. Kendisine hatırladığı olaylardan imgeler yarattı sonra bu imgelere isim verip filminde yer verdi. İlk somut örnek olak 400 Darbe filmide bu görüşlerin tümünü kapsar ve kanıtlar. Truffaut ve arkadaşlarının başlattığı bu akıma “Yeni Dalga” dendi. Sonrasında gelişen siyasi ve ekonomik olaylar çerçevesinde tarihe gömülüp gitti fakat bu gün hala sinemada büyük etkileri vardır ve okullarda ders konusudur. Sonuç olarak sanatı hayatı olmuş bir insanın olaya bakış açısı akımlar ve unutulmazlarda yer almıştır. Belkide artık eksik, izleyen ve yapanların sinemadan beklentilerinin değişmiş olmasıdır.

Posted By: eXecution
Last Edit: 07 Mar 2009 @ 02:26 AM

EmailPermalinkComments (2)
Tags
 11 Şub 2009 @ 1:59 PM 

StalkerSanatsal filmlere örnek vermek zorunda kalsaydım eğer -ki bu kalmış hâlim- bu filmler “klima tamircisi” ya da “darbukatör baryam” olmazdı elbette. Bir filmin sanatsal bir film olabilmesi için belirlenmiş ya da belirlenecek kriterler neler olmalıdır? Sanatsal film, belirli kriterlerin baz alındığı ve bu kriterlerin dışına çıkılamadığı, zamanında ne olduğu belirlenmiş ve asla değişmeyecek bir şey midir ki? Tabii ki evet. Bu aynı leblebiye neden leblebi ya da bir anahtara neden anahtar dememizle hemen hemen aynı şeydir.

Belirlenen kriterdeki filmler “sanatsal film” kategorisine girer bu kadar basit. Ama sanatsal film o kadar basit değil. Basit olan günümüz filmleri. Günümüzdeki para kaygılı filmleri yerecek kadar değerli bulmadığımdan onları yermekle uğraşmıyacağım zaten. (biraz yerdim sanki?)

Andrei TarkovskyAklıma sanatsal film denilince ilk gelen yönetmen Andrei Tarkovsky ve başyapıtı olan Stalker filmi. Bunun dışında Stanley Kubrick, Michael Heneke, Lars Von Trier vs. diye listeyi uzatabilirim lakin Tarkovsky’i tanımışlığımdan sonra bir anda liste başına oturdu ve yerini kaptıracak gibi de görünmüyor. Tabii Maskeli Beşler Irak’dan sonraki çıkacak seriye bağlı birazda.

Sonraki Konu İçeriği: Radiohead dinlemenin avantajları ve dezavantajları

Kullanılmaması Düşünül(e)meyecek Kelimeler: melankoli, mutluluk, haykırmak

Kullanılması Düşünül(e)meyecek Kelimeler: sıkıntı, bunalım, aşk

Posted By: catiski
Last Edit: 11 Şub 2009 @ 01:59 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags

oysaki
 Last 50 Posts
 Back
Change Theme...
  • Users » 10
  • Posts/Pages » 86
  • Comments » 103
Change Theme...
  • VoidVoid « Default
  • LifeLife
  • EarthEarth
  • WindWind
  • WaterWater
  • FireFire
  • LightLight

Hakkında



    No Child Pages.

Manifesto



    No Child Pages.

İletişim



    No Child Pages.