16 Şub 2009 @ 7:30 PM 

Beyin Yıkama

Ezberci ve geliştirilmeye müsait olmayan eğitim sistemi; sorgulamayan, katıksız itaat eden, yapay embriyo üretmekten başka bir işe yaramayan, gayet başarısız, olumsuz, tümden etkisiz, sonuç odaksız, anti-analitik, trajik bir ‘vakit öldürgeç‘den öteye ulaşamaz. (Oscar Wilde değil.)

Burada izlenilen ‘koyun kalın’ stratejisi ve bunun kurucuları tüm otoriteleri şaşırtır düzeydedir. Bu koyunların bilindiği gibi aralarında isyankâr(lar) olduğu sürece sürü psikolojisine kapılarak tüm koyunların kendi özelliklerini kaybetme riskleri vardır. Onlara yalnızca belirli otlardan vermek şüphesiz ki onları kaybetmek olacaktır. Bundan dolayıdır ki ilkokuldan itibaren asi nesiller yetiştirmek sakat bir durumdur, bir dezavantajdır.

Günden güne biyonikleşen, robotlaşan, yabancılaşan, umutsuzluğun ve karamsarlığın durdurulamaz artışı, bitmek tükenmek bilmeyen adaletsizlik ve buna tanık olmak, bunların hepsi evet bunların hepsi körelmiş beyinlerin suçu. Bu körelmiş beyinlerin üretildiği fabrikalar çok uzakta değil. Televizyon olan herhangi bir yer ve okullar. Tüm dünya ülkelerinde bu böyle. “Tüm dünya” denilince rahatlama hissi uyandırdı mı? Ben hiçbir şey hissetmedim.

Sonraki Konu İçeriği: ‘Sınırlı Internet’ Psikolojisi

Mecbur Kelimeler: kablo, soğan, kalem

Men Edilmiş Kelimeler: download, adsl, sıkıcı

Posted By: catiski
Last Edit: 16 Şub 2009 @ 07:30 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 26 Oca 2009 @ 12:46 AM 

bollywoodYalnızca Bollywood’da yılda yaklaşık 1000 (bin) sinema filmi çekildiğini duymuş olduğum gün, yeryüzündeki tüm filmleri asla izleyemeyecek olmamla yüzleştiğim gündü. Ama bi’ yandan da “o filmlerin kaçı izlenmeye değer ki?” diyerek buruk bir sevinç yaşamıştım. Boş vakitleri öldürürcesine geçirmenin ya da boş vakitleri nitelikli bir biçimde geçirmenin herkes için farklı olduğunu biliyor ve buna rağmen  zaman zaman başkalarının zaman öldürme yöntemlerini onaylamıyoruz hatta hakarate varacak boyutta “salak” bile diyebiliyoruz. Peki bu farklılıkları bildiğimiz halde neden sanki hiç bilmiyormuşcasına, sanki örümcek beyinliymişizcesine, sanki at gözlüklerimizi takarmışcasına ve hatta sanki nato kafa nato mermermişizcesine bunlara engel olmuyoruz? Suça ortak oluyorum lakin ben kontrol edebiliyorum, ama siz neden? Diğerinin zekasını hakir görmenin otomatik olarak sizi yücelttiğini düşünmek gibi abuk-subuk   trajik ve hatta acınası bir neden olabilir mi acaba? Kime diyorum sence? Çok farklı olduğunu düşünmeden önce, bi’ düşün bence.

Sonraki Kategori : Bağımsız

Sonraki Konu: Windows Media Player’ın akla, mantığa, zihne ve fenne dayanmayan visualization (görsel ritim) çevirileri

Zorla Kullanılacak Kelimeler: ritim, görsel, ingilizce

Kullanılması İmkansız Kelimeler: bilmiyorum, müzik, tercüme

 25 Oca 2009 @ 8:21 PM 

alkol

Sarhoş olunca yaptıklarımız ya da söylediklerimiz, alkolün vücutta yarattığı etki sonucu düşünme ve duyu yetilerinin yavaşlaması ve körelmesiyle çevreyi farklı algılayarak verdiğimiz anlık tepkiler mi yoksa aslında her zaman -ayıkken de- yapıp söylemeyi düşündüğümüz ya da istediğimiz şeylere engel olan herneyse alkolün onu da zayıflatması sonucu ortaya çıkma şansı bulanlar mı bilemiyorum. Birileri, hangisinin gerçek olduğuna, Biyoloji, Kimya ve Psikloji bilimlerine dayanır, tumturaklı bi’ açıklama yapmış mı yapacak mı onu da bilmiyorum, hiç araştırmadım. Ama sonuçta neyin sonucu olursa olsun, çoğu insan sarhoşken normal olmayan davranışlarda bulunur. Hatta bazıları bunun gayet farkında olduğundan sırf bu yüzden içebilir. Örneğin ayık kafayla hoşlandığı insana duyduğu sevgiyi ifade edemeyen birinin, bi’ de iki bira içtikten sonra denemesi gibi.. Ayyaşlar da belki salt bir eylem için değil de ayıkken “yaşa(ya)m”ayacaklarını düşündüklerinden sürekli içmektedir. Sarhoş olan insan rahatlar, mantıksal, sosyal ve kişinin bire bir kendisine uyguladığı baskıların etkileri azaldığından tanımadığı insanlarla konuşabilir, sokağa işer, haykırır, uyumak için çok rahat bi’ yere ihtiyaç duymadığının farkına varır, sakarlaşır, kusar vs..

Sonraki Konu: Vakit Geçirme Yöntemleri

Kullanılması Zorunlu Kelimeler: Salak, Boş, Nitelikli

Kullanılması Tehikeli ve Yasak Kelimeler: Yanlış, Değerli, Sürekli

 23 Oca 2009 @ 8:21 PM 

Sevgi Çemberi

Herkesin tüm eylem ve söylemlerinde samimi olduğu, sahte en ufak bir mimiğin bile olmadığı bir dünyada yaşasaydık ne olurdu? Gereksiz nezaket, korku, çekinme çıkar kaygıları olmadan, tam da ne düşünüyorsak onu, direk söyleyiverseydik..  Sanırım insanlar kabul etmemekte direndikleri kendilerince “acı” bir dolu gerçeğe bire bir tanık oldukları için kolayca inananırlardı. Tüm yalanlar, kumpaslar, entrikalar, suçlar, sırlar üzerine kurulu modern toplumumuz ve kurumları yok olacağından bir çok insanın hayatlarının “anlamı” da kalmaz ve toplu bir bunalım  ve kaos dönemine girilirdi. Reklamcılık, pazarlama, ticaret, politika, din, ahlak, aşk, ihanet ve ezoterik herşey yok olurdu.

“Farbikamızda -inanılmaz ama- günlüğüne 1 dolar vererek çalıştırdığımız çoğu çocuk sefil işçilerimizin ürettiği, maliyeti fiyatının neredeyse 10′da 1′i kadar olan ve muhtemelen 2 ay sonra kullanılmaz hale gelecek bu ayakkabıyı satın almak istemez misiniz?”

“Ne istediğiniz, hayatlarınızın nasıl daha iyi hale geleceği ne benim ne de partideki diğer arkadaşlarımın zerre kadar umurunda değil. Bize oy verin.”

“Ha ha ha. Tabii ki Hadise senden daha güzel, sevgilim. Ufak da olsa onunla beraber olma şansım olsaydı seninle bir dakikamı bile harcamazdım.”

Sonraki Konu: mIRC’ten Msn’e Chat Alışkanlığının Değişimi, Etkileri

Kullanılması Zorunlu Kelimeler: muaf, duyarlı, sevecen.

Kullanılması Yasak Kelimeler: iletişim, istek, yalnız

Posted By: ignoramus
Last Edit: 23 Oca 2009 @ 08:21 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 20 Oca 2009 @ 6:04 AM 

barkod

Uygarlıklar yaşamaya başladığı andan günümüze dek bir çok soru ve cevapları arandı durdu ve devam etmekte olan bu devinim biraz şekil değiştirdi aslında. Uzun zaman önce medeniyetler ilk kurulduğu zamanlarda insanlar hiç soru sormadan bazı cevaplar aradığını farkettiler tabi ki soru sormadan aranan cevaplara ihtiyaç ismini çok sonra takacaklardı. İnsanlar birşeyler arıyorlardı bu şeyler çoktu fakat kategorisi aynıydı. Yaşamak için gerekli olan zaruri ihtiyaçlar. Bunları bulamazlarsa öleceklerdi ki bunları bulamayıp ölen uygarlıklarda olmuştur. Bu arayışlar sırasında doğayı keşfeden insanoğlu sonrada onu şekillendirmeyi öğrendi süreç içerisinde. Sonraları ihtiyaçlarından fazlasını üretmeyi düşündüler. Onları var olan başka medeniyetlerin yaşadığı bilinci bu düşünceye itti. Onlarda olmayandan kendilerinde ihtiyaçtan fazla olması kendilerinde olmayanı onlara kazandıracağını farkederek üretip durdular. Bunları takas etmeye başladıklarında da bunun ismine ticaret demiyorlardı. Bu bakışa göre gayet masum görünün bu davranışlar bütünü günümüze yaklaştığında biraz şekil değiştirdi. Hala devam etmekte olan takasın ihtiyaçları karşılaması yanında henüz ihtiyacımız olmayan ama iyi reklamlarla ihtiyacımız olduğunu farkettirilen yada inandırılan ürünler üretilmeye başlandı sonrasında da ilk çağlardan beri elinde olmayana aç olan insanoğlu kışkırtıldı. Sanırım bunun ismine günümüzde “tüketim çılgınlığı” diyor bunu eleştirirken bile bu çılgınlığı tıpkı “Fight Club” filminde olduğu gibi kullanıyoruz. Film çılgınlığı eleştirir fakat yine bu çılgınlığa alet olmuş kişileri sinema salonlarına toplar ve Brad Pitt in çıplak vücudunu satar. Tıpkı bu gelişmeler gibi yüzyıllar önce hiç bir işimize yaramayan “Elektrikli battaniye” de günümüzde çok önemli olmuş hatta mağazalardan çıkıp “www.cumle.org” konusu olmuştur.

Sonraki Konu : Sıradan bir yaz günü hikayesi

Tags : davranış ihtiyaç, uzun, ticaret, çılgın, tüketim

Posted By: eXecution
Last Edit: 20 Oca 2009 @ 06:04 AM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 15 Oca 2009 @ 8:33 PM 

eşitlik

Kadın ve erkek eşit değildir, olmamalıdır, olamaz. Sadece kanun önünde bir eşitlik olabilir ki o da tam anlamıyla olamayacaktır. Erkeklere tanınan tüm ayrıcalıklar, verilen haklar kadınlar için de aynı şekilde geçerli olmalıdır. Kadınlar da erkekler kadar sömürülmeli, haklarının olduğunu sanıp avunmalıdır. Onlar da erkekler gibi “demokrasi”nin bir parçası olduğunu düşünebilmelidirler, ki öyleler, ne güzel. Kadınlar da parti, dernek, birlik, klan, grup kurabilmeli ve yönetim sürecinde yer alıp erkekler kadar söz hakkı olmalı ve erkekler kadar gevezelik yapıp zırvalayabilmeli ki onu da yapıyorlar ve yapmamaları için hiç bir engel yok.

Toplumsal açıdan da erkeklerle kadınlar eşit olmalıdır. Hatta çok eşit olmalıdırlar. Kadınlar da isterlerse futbol maçlarına gidebilmeli, çıkışta satır, sopa, bıçak, falçata gibi ilkel savaş aletleriyle birbirlerini yiyebilme hakkına sahip olmalıdırlar. Ki bunu da yapmaları için yasa dışı ve aptalca olması dışında hiçbir engel yok. Kadınlara da askere alınma ayrıcalığı tanınmalıdır ki insanlar evlerinde oturup televizyonda daha ilginç savaşlar izleyebilsin.

Saçma örnekleri daha da çoğaltabiliriz ancak kısaca kadınlara da tam da erkeklere verildiği kadar aptallıklarını, şapşallıklarını sergileme fırsatı verilmeli, erkekler kadar aldatılmalı, aldanmalıdırlar. Bu dünya hepimizin ve onu batırma hakkı sadece erkeklerin değil.

Sonraki Konu: “Amaç” olarak Beklemek

Posted By: ignoramus
Last Edit: 15 Oca 2009 @ 08:33 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 15 Oca 2009 @ 12:38 AM 

“Hiç olur mu öyle şey ikimiz de insanız ve eşitiz” dedi arkadaşım kurstan o akşam çıkarken. Kolumuzda büyük ve siyah resim dosyalarını rüzgardan korumaya çalışırken, diğer bir arkadaşımın “Hizmetçi tutacağım bunları taşıtmak için” espirisi üzerine. Sosyalist rejimler sempatizanı olduğunu en küçük fırsatta bile ortaya koyan bir insandı kendisi ve bunu duyduğumuza hiç birimiz şaşırmadık. Karnımız açtı ve yemek yememiz gerekiyordu. Yakınlardaki Mc Donald’s a gitmemizi öneren bay Lenin’in karnındaki boşluk biraz önce hissettiği siyasi boşluktan daha baskın çıkmıştı anlaşılan. Kararı çok sevmemiştik aslında ama karşı da çıkmadık. Karşıt bir fikir çıkmadığında arkadaş ortamlarında hep ilk söylenen fikir sadece söyleyeni eğlendiriyorsa bile harfiyen uygulanır. “Mc”e girdiğimizde kendi içimizden hangi menüyü yiyeceğimize karar vermiştik. Ama yine de karasızlık da devam ediyordu bi’ yandan. Sipariş vermek için takribi 15 kişi bekledikten sonra sıra tam bize geldiğinde Bay Lenin aç ve heyecanlıydı. Elindeki Gençturkcell kuponunu göstererek siparişini vereceği anda biraz sonra müdürünü çağırtacağı kasa elemanının gözlerine bakıyordu. Kasiyer kasada teknik bir sorun çıktığını ve siparişin verilemeyeceğini açıklamaya çalışırken bay Lenin sinirli ve aç gözlerini berelterek “bu ne biçim işletme” diye haykırışlar içinde müdür çağırttı. Sosyalist sempatizan Lenin “Mc” kuyruğunda fikirlerimizin sadece söylemde kaldığını ve aslında onun beklediği sahteliğine tüm benliği ile inandığı hoşgörü ve sahte güler yüz olduğunu en son müdüre “kasanın kapalı olduğunu söylemeninde bir adabı vardır” cümlelerinden anlayacaktık. Aç kalmıştık ama sonrasında masamıza gelen elmalı tatlılar ile müdürün masamıza gelip bize gülümesemesi tamamen bizi tatmin etmişti.

Sonraki Konu :Toplumsal cinsiyet, kadın erkek eşitliği, eşitsizliği veya her ikisi de.

Posted By: eXecution
Last Edit: 15 Oca 2009 @ 12:38 AM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 09 Oca 2009 @ 1:23 AM 

Tam anlamıyla özgürlüğün varol(a)mayacağı gerçeğini bilmek bir yana, kısmen varolan özgürlüğün ne kadar işlevsel, ne kadar  tatmin edici olduğu ve ne kadar ‘özgürlük’ kavramının hakkını verdiği konusunda ciddi şüphelerim var.

Doğduğumuz andan itibaren henüz farkında olmadığımız bir çok yükümlülük üzerimize yapışmıştır. Doğmuş olmak özgürlüğünüze vurulan ilk darbedir. Biraz daha yüzeysellikten(!) çıkıp günlük yaşamımıza baktığımızda bu indirgenmiş ilk örneğin aslında abartı olmadığını görebiliriz. Modern toplum diye adlandırılan ‘danışıklı köle yönetme endüstrisi’nin bir üyesi olarak biliyorum ki, hiçbirimiz özgür değiliz. Sadece geçmişimize bakarak hatırlıyoruz ki feodal rejimler, krallıklar ve imparatorluklar gibi oluşumlar varmış. Bunun özgürlük olduğu yanılgısına kapılıyoruz, oysa ki yalnızca onlardan daha şanslıyız. Evet bu sadece daha şanslı olmak. Paranın söz sahibi olduğu bir dünyada özgürlükten söz etmek zaten başlı başına bir yanılsama. Özgür olabilmeyi -olabildiğince özgür olabilmeyi- gerçekten istemiyor olabilir miyiz? Kısıtlanmamış olmak, belirlediğimiz hedeflerimize çabalayarak ya da çabalamadan ulaşmak varoluşumuzu anlamsız kılacağı ihtimalinden mi korkuyoruz bilemiyorum. Fightclub’da da dendiği gibi, ancak öldüğümüz zaman tam anlamıyla özgür olabiliriz.

Sonraki Kategori: Psikoloji

Sonraki Konu: Fark Edilme Egomuzun Yaşamımızdaki Rolü

Posted By: catiski
Last Edit: 09 Oca 2009 @ 01:23 AM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
 02 Oca 2009 @ 1:20 AM 

Aşk, cinselliğe gidilen yolda harcanan çabalar bütünü olabileceği gibi zaman zaman bunun sadece bir kısmını da içerebilen bir özelliğe sahiptir. Bu çabalama sürecinin tamamını kapsayıp, hırsa dayanan tutkular da aşka dahildir. Her şey bir kandırmaca üzerine kurulmuştur. Gayet basit ve maddesel olan dünyada mücizevi birşeyler -sihir- arama isteğinden nerdeyse kendi kendine türemiştir. İnsanlar bu basitlikten sıkıldıklarından ötürü bu arzularını ihtirasa dönüştürmekte zorlanmamışlardır, kabul edilebilirliği çok kolaydır. Bunun bir aldatmaca olduğu fikrini tümden reddetme fikrini benimsemekte çok kolaydır.

Sonraki Kategori : Edebiyat
Sonraki Konu : Samuel Beckett’ı Anlamak

Posted By: catiski
Last Edit: 02 Oca 2009 @ 01:20 AM

EmailPermalinkComments (4)
Tags

oysaki
 Last 50 Posts
 Back
Change Theme...
  • Users » 10
  • Posts/Pages » 86
  • Comments » 103
Change Theme...
  • VoidVoid « Default
  • LifeLife
  • EarthEarth
  • WindWind
  • WaterWater
  • FireFire
  • LightLight

Hakkında



    No Child Pages.

Manifesto



    No Child Pages.

İletişim



    No Child Pages.