
Bir klişe olarak sıradaki parçayı armağan etmenin -edebilmenin- verdiği hazı alamamanın getirdiği kıskançlık, öfke, kin ve hasetle sıradaki haykırışımı klişehane yuvası radyo ve televizyon kurumlarına atfediyorum. “Televizyonunuzun sesini kısar mısınız?”ın sanki başka bir söyleyiş şekli yokmuşcasına yıllarca söylediler fakat çoğumuz buna aldırmayarak bunharca televizyonlarımızın sesini açtık. Bu tepkiyi göremeyen yayın organları çaresizce sahte kibarlık rollerini ekranları başındaki izleyicilerine aşılamaya çalıştılar. Peki biz ne yaptık? Kuzu gibi televizyonumuzun sesini kıstık, hiç itiraz etmedik. Burda yanlış giden birşey yok mu? Bence yok çünkü televizyonunuz sesi açıkken yankı yapıyor ve söyledikleriniz nerdeyse anlaşılmıyor tabii ki kısmakta haklısınız fakat ince bi’ ayrıntıda mı yok? Bakıyorum da gerçekten yok. Bazen o ince detayın olduğunu düşünürüz ama aslında olmayabilir. Bazen de düşünmeyiz direkt bizden önce düşünmüş olan kişilerin yaptıklarını -sıradaki parçayı x’e göndermek gibi- yaparız. Ne de olsa birileri bizim yerimize daha önce düşünmüştür neden tekrar düşünelim ki? zaten canlı yayındayız muhtemelen heyecan ve baskı altındayız. Tüm bu evelemeler bir yana asıl zihnimi karıştıransa kişinin gerçekleştirdiği bu eylemden edindiği haz ile yaşadığı duygu yüklü dakikalar bütünü. Bunu asla anlamak istemiyorum.
Sonraki Kategori : Bağımsız
Sonraki Konu : Ritüel diyalogların olmadığı salt gerçek bir dünyada yaşasaydık nelerle karşılaşabilirdik?

Uygarlıklar yaşamaya başladığı andan günümüze dek bir çok soru ve cevapları arandı durdu ve devam etmekte olan bu devinim biraz şekil değiştirdi aslında. Uzun zaman önce medeniyetler ilk kurulduğu zamanlarda insanlar hiç soru sormadan bazı cevaplar aradığını farkettiler tabi ki soru sormadan aranan cevaplara ihtiyaç ismini çok sonra takacaklardı. İnsanlar birşeyler arıyorlardı bu şeyler çoktu fakat kategorisi aynıydı. Yaşamak için gerekli olan zaruri ihtiyaçlar. Bunları bulamazlarsa öleceklerdi ki bunları bulamayıp ölen uygarlıklarda olmuştur. Bu arayışlar sırasında doğayı keşfeden insanoğlu sonrada onu şekillendirmeyi öğrendi süreç içerisinde. Sonraları ihtiyaçlarından fazlasını üretmeyi düşündüler. Onları var olan başka medeniyetlerin yaşadığı bilinci bu düşünceye itti. Onlarda olmayandan kendilerinde ihtiyaçtan fazla olması kendilerinde olmayanı onlara kazandıracağını farkederek üretip durdular. Bunları takas etmeye başladıklarında da bunun ismine ticaret demiyorlardı. Bu bakışa göre gayet masum görünün bu davranışlar bütünü günümüze yaklaştığında biraz şekil değiştirdi. Hala devam etmekte olan takasın ihtiyaçları karşılaması yanında henüz ihtiyacımız olmayan ama iyi reklamlarla ihtiyacımız olduğunu farkettirilen yada inandırılan ürünler üretilmeye başlandı sonrasında da ilk çağlardan beri elinde olmayana aç olan insanoğlu kışkırtıldı. Sanırım bunun ismine günümüzde “tüketim çılgınlığı” diyor bunu eleştirirken bile bu çılgınlığı tıpkı “Fight Club” filminde olduğu gibi kullanıyoruz. Film çılgınlığı eleştirir fakat yine bu çılgınlığa alet olmuş kişileri sinema salonlarına toplar ve Brad Pitt in çıplak vücudunu satar. Tıpkı bu gelişmeler gibi yüzyıllar önce hiç bir işimize yaramayan “Elektrikli battaniye” de günümüzde çok önemli olmuş hatta mağazalardan çıkıp “www.cumle.org” konusu olmuştur.
Sonraki Konu : Sıradan bir yaz günü hikayesi

Categories
Tag Cloud
Blog RSS
Comments RSS
Last 50 Posts
Back
Back
Void « Default
Life
Earth
Wind
Water
Fire
Light 